BİR ÜTOPYA: KOMŞU KAPISI

Teşvikiye’de bir bodrum katında yaklaşık beş yıldır etkinlikler düzenleniyor; dostluklar kuruluyor; İstanbul’un tarihine ve kültürüne sahip çıkmaya çalışılıyor. Burası Komşu Kapısı Maçka Dayanışma Derneği.

 

Yazı: Özlem Aktaş

 

Komşu Kapısı Maçka Dayanışma Derneği, Gezi Direnişi sırasında oluşan Maçka Forumu’nun dernekleşme kararı almasıyla kurulmuş. “Komşu kapısı gibi basit bir adımız oldu ama hayat bizi bu kapının arkasına doldurdu ve biz hakikaten iyi bir isim seçmişiz” diye derneğin hikâyesini anlatmaya başlıyor Tolga Bektaş. Derneğin en başından beri var Tolga Bey; Neslihan Alantar aralarına katılalı üç yıl olmuş. Neslihan Hanım derneğin kendisindeki anlamını şöyle tarif ediyor: “Burası benim için gerçekten komşu kapısı gibi oldu. Ortamın ambiyansı ve kişiler, kahve içmeye gidebileceğim bir komşu evi hissini yarattı ve gönüllü olmaya devam ettim.” Tolga Bey de Komşu Kapısı’nı kendi ütopyası olarak nitelendiriyor. Çocukluğu Teşvikiye Ferah Sokak’ta geçen Tolga Bey’in hayali mahallede çadır ev yapmakmış… Şimdi Komşu Kapısı’nda komşularıyla birlikte aşure kaynatıyor, ekşi mayalı ekmek yapıyor, yeryüzü sofrasına oturuyor.

 

ORMANIN KARDEŞLİĞİ BURADA

Derneğin 18 üyesi, pek çok gönüllüsü ve ziyaretçisi var. Herkesin yaşı, cinsiyeti, dünya görüşü farklı. Katılmak isteyen herkese de kapıları açık. Tolga Bey bu durumu Nâzım Hikmet’in şiirine benzetiyor: “Burada ormanın kardeşliği var…”

 

HASBİHAL ETTİĞİMİZ ZAMAN ŞİFA BULUYORUZ

Komşu Kapısı Maçka Dayanışma Derneği’nde pek çok etkinlik düzenleniyor. Televizyon ya da oyunlar yok; ufak bir kütüphanesi var. Tolga Bey insanların bir araya gelmediğinden, kıraathane kültürünün kalmadığından yakınıyor ve ekliyor: “Burada herkesle yan yana çay içip sohbet ediyoruz. Bir araya gelip hasbihal ettiğimiz zaman şifa buluyoruz. Her şeyin içi boşaltılıyor ya boşalan yerleri doldurmaya çalışıyoruz.” Derneği herkes farklı tanımlıyor: Tolga Bey “komün” olarak nitelendirirken Neslihan Hanım “organizma” diyor. Mahallenin ağabeyi Ertan Bey “imece” diyormuş; Süleyman Bey’e göre “kompakt”. Zira dernek tüm zıtlıkların ve aynılıkların bir arada olduğu, herkesin birbirine değebildiği, her şeyin ortak yapıldığı, kişisel çıkarların değil toplumsal faydanın gözetildiği bir yer. İsmine münhasır bir “komşu kapısı”.

 

YEREL YÖNETİME ADAYLAR

Dernek gelecek dönemde de oldukça hareketli olacak: Kadınlar matinesi, belgeseller, söyleşiler, erbane kursu… Aşure dağıtımı, Ramazan ayı, 1 Mayıs, 8 Mart Kadınlar Günü gibi özel günler de unutulmamış. Bu yıl hummalı bir işe de giriyor: Yerel yönetim seçimleri. Teşvikiye, Meşrutiyet ve Bozkurt Mahallelerinde aday olacak arkadaşlarına destek verecekler. “Nasıl bir muhtarlık istiyorsak öyle çalışma yapacağız, insanları katarak, hayallerini düşündürterek tanıtım yapacağız” diye heyecanla anlatıyor Tolga Bey. En büyük hayallerinden biri de Mıstık Parkı’na tuğla ocak yapmak. “Köylerde neden çeşme başı hayatın merkezi olur?” diye soruyor Tolga Bektaş. Yanıtını kendisi veriyor: “Orada aşkını bulursun, ticaret yaparsın. Orası bir sosyal merkezdir. İşte öyle bir merkez yapalım ki insanlar kendileri için vakit ayırsın.” Neslihan Hanım “Çayımız, kahvemiz var, komşularımızı bizi tanımaya bekliyoruz” diyor; sözü Tolga Bey devralıyor: “Her mahallede insanlar böyle bir şey yapabilirler. Yapsınlar çünkü ihtiyacımız var; herkese iyi gelecek.”

Şişli Masalı: Reha Yurdakul Sokak

Yazı: Hüseyin Karagöz / Yönetmen

 

Bu yazı Reha Yurdakul Sokak üzerinden hazırladığımız Şişli tarihi serisinin sonuncu durağını oluşturuyor. Daha önce Neriman Köksal, Suzan Avcı ve Engin Çağlar’ın Şişli’deki hayatlarını araştırırken bir yandan da bu sokak eksenindeki kentsel gelişim tarihini anlamaya çalıştık. Bölge sakinleriyle yaptığımız görüşmelerde en belirgin konu İstanbul’un Reha Yurdakul Sokak’ta bittiği yönündeydi. Perihan ve Hanımefendi sokakların yeşilliğe açıldığı anlatıldı. Sokak sakinlerinden Aşkım Özbavbek Hanım gelincik tarlaları her ne kadar çekici olsa da kız çocuklarının gitmesinin yasaklandığını söylüyor. Ancak yetişkin erkek çocukları top oynamak için o tarafa geçebilirmiş. Biraz ileride mandıra olduğunu hatırlayanlar var. İlerisinde meşhur İzzet Paşa Çiftliği bulunuyor. 1930’lu yıllara ait bir satılık çiftlik ilanında içinde 125 adet dut ve meyve ağacı olduğu yazılmış. Bu da Mecidiyeköy’ün meşhur buralar hep dutluktu esprisinin gerçek olduğunu gösteriyor.

 

BİR AŞK HİKÂYESİ

Dönelim Reha Yurdakul Sokağa… Ortak hafıza bu sokak civarındaki arsa ve binaları Mustafa Fidan adlı bir müteahhittin azınlıklardan aldığı yönünde. Ama net değil. Hem Ermeni hem de Rum ev sahiplerinden söz ediliyor. Museviler de var elbet ama asıl çoğunluk Ermenilerde görünüyor… Bunu da hemen yakındaki Ermeni mezarlığı ve yetimhanesiyle açıklamak mümkün. Reha Yurdakul Sokak neredeyse yetimhaneyle karşı karşıya ve eski adı Eksercioğlu Sokak. Eksercioğlu ile ilgili hiçbir referans yok gibi. Bu nedenle Ekserciyan’dan Türkçeleştirilmiş olduğunu düşünüyor ve bu ismi araştırıyoruz.

 

Ekserciyanlar köklü bir İstanbul ailesi gibi görünüyor. Kimi kaynaklara göre en bilindik üyesi 1858, Ortaköy doğumlu bestekâr Tatyos Efendi. Bazı kaynaklar Ermeni ve Osmanlı alfabesi arasındaki uyumsuzluklar nedeniyle doğrusunun Enkserciyan olduğunu iddia etse de Ekserciyan ismi daha çok kabul görmüş sanki… Tarihin kuyusunda kaybolmamak için arşiv çalışması yapmak şart. Yazılarımızı okuyanlarbilir, biz konuya biraz daha hikâye tarafından bakmayı tercih ediyor; biraz dedikodu yapıyoruz.

 

Sokak esnafından Yaşar Usta’nın çocukluğundan duyduğu bir masalla bitirelim seriyi: “Zamanında burada iki katlı bir köşk varmış. Köşkün sahibinin genç oğlu gönlünü Perihan isimli bir hanıma kaptırmış. Perihan Hanım evli olduğu için bizim deli oğlana bir an bile bakmamış. Oğlan aşkından divane olmuş. Akşamları terasa çıkar aşağıya doğru “Perihaaaan” diye bağırırmış. Kendini tutamaz sonra yukarıya döner, bu kez de “hanımefendiiii” diye seslenirmiş. Bu acıklı hikâye dillere destan olmuş ve Eksercioğlu sokağı kesen bu iki sokağa adını vermiş. Perihan ve Hanımefendi Sokakların adları buradan gelirmiş.” Öykümüz burada bitiyor. Gökten üç elma düşsün ve Şişli’de yaşayan herkese mutluluk ve sağlık getirsin. Başka Şişli masallarında buluşmak üzere…