Göksel Kortay, tam 54 yıldır tiyatro sahnelerinin parlayan yıldızı…

Hayatını sahnelere adamış bir kadın, tiyatroya tutkuyla bağlanmış bir duayen Göksel Kortay; yaşamındaki mihenk taşları: Tiyatro ve doğup büyüdüğü Şişli.

Söyleşi: Seray Yalçın / Fotoğraf: Yusuf Aslan

Başarılarla dolu öğrencilik hayatında ilk kez tiyatro aşkı için başkaldırmış ailesine. Babasının karşı çıkmasına rağmen kazandığı bursla Amerika’ya gidip tiyatro eğitimi almış. Döndüğü gün Yıldız Kenter’den gelen telefonla başlamış tiyatro macerası. Tiyatro oyunculuğu ve yönetmenliğinin yanı sıra seslendirme sanatçısı, çevirmen ve öğretim görevlisi olan Göksel Kortay ilk günkü heyecanla sahnelerde. 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü kutlamak için, yaşamı Şişli’de geçmiş Göksel Kortay ile bir araya geldik.

Nasıl tiyatrocu oldunuz?

Babam tiyatroya meraklıydı. Tiyatro sevgisini ondan aldım. Robert Kolej’e gittim. Tiyatro orada da çok önemliydi. İlk defa 9’uncu sınıfta Reşat Nuri’nin Taş Parçası oyununda hastalıklı bir kızı canlandırdım. Tiyatro aşkım sonrasında alevlendi. Okul bitince babama Amerika’da tiyatro eğitimi almak istediğimi söyledim, kıyametleri kopardı. İzin alamayınca Fulbright bursuna başvurdum, Boston Üniversitesi’ne kabul edildim. Babamın engel olacağından emindim. Gitme günüm yaklaşınca şunu söyledi: “Git, bir yıl kal. Döndüğünde bir daha tiyatro lafı duymayacağım.” Okul bitince burs kesildi, geçimimi kitapçıda çalışarak sağladım. Staj yapayım, tiyatroları tanıyayım derken, geciktire geciktire yedi sene Amerika’da kaldım, bu arada master da yaptım. Dönmeden önce Yıldız Kenter ile New York’ta karşılaştık, “Dönünce buluşalım” dedi. Döndüğüm akşam da telefon geldi, Yıldız Kenter soruyordu: “Bize katılır mısın Göksel?” Babamı ikna etmek için Kenter’den izin istedim. Yemek masasına dönünce babam kimin aradığını sordu, ‘Yıldız Kenter’, dedim. Babam hayranı. “Rol teklif etti, kabul etmedim, tiyatrocu olamam aileme sözüm var” diye ekledim. Sen misin böyle diyen, babam bağırdı, “Hemen ara Yıldız Kenter’i, kabul et” dedi. Babamın ısrarlarıyla kabul ettim. O günden sonra benimle hep iftihar etti.

Bu güne kadar kaç öğrenci yetiştirdiniz?

Tahminime göre, bine yakın. Şu anda da farklı tiyatrolarda yetiştirdiğim 80 öğrencim var.

İzleyici kitleniz ağırlıklı kimlerden oluşuyor?

Seyircimin dörtte üçünü gençler oluşturuyor. Orta yaşlı olması zaten alarm demek; onlar da gidince, kimse gelmez çünkü. Gençler tiyatroyla çok ilgili.

Sizce Türk tiyatrosu bugün ne durumda?

Çok iyi bir konumda. Yazar krizimiz var ama etkileyici genç yazarlar yetişiyor. Bizim zamanımızda eğitimli oyuncu bir elin parmaklarını geçmezdi, şimdi öyle değil. Televizyonda ünlenen oyuncuların çoğunun tiyatro eğitimi var; hem dizilerde oynuyor hem de tiyatro yapıyorlar.

Tiyatro alanında ilerleyen gençlere neler söylemek istersiniz?

Aşkla, tutkuyla, sevdayla yapılır bu iş. Gecesi gündüzü, uykusu, yemeği yoktur. Turneye gidersin, matine vardır yemek yiyemezsin. Amerika’da ilk dersimize Hollywood filmlerinin çoğunda imzası olan Tyrone Guthrie girmişti. O zaman hiç anlam veremediğimiz bir söz söylemişti: “Tiyatrocu olma yolunda önünüze engel çıkarsa bırakın sizi engellesin.” Bu sözün manasını 15 yıllık tiyatrocuyken anladım. Diyordu ki “Yeterince sevmiyor, sevdalı değilseniz uğraşmayın; vazgeçmek ilk çıkan engele bakar!”

27 Mart Dünya Tiyatro Günü ile ilgili bir mesajınız var mı?

Üç-dört yıl önce Dünya Tiyatro Günü bildirisini yazmam istenmişti; büyük gururla yaptım. Tiyatro, insan yaşamının parçasıdır. Bir ayna olarak bize yaşamı sahnede yansıtır. Binlerce yıllık tiyatro, asla ölmez.

Peki, Şişlili olmanıza gelirsek…

Doğma büyüme Nişantaşılıyım. Vali Konağı Caddesi’nde doğdum. Meşhur 19 Mayıs İlkokulu’nda okudum. Okulun hemen karşısındaydı evimiz, Haydar Bey Apartmanı. Kapının önünde dolmuş, tramvay, otobüs durakları vardı. Şimdiki Nişantaşı gibi… Aralıksız bütün yaşamım Şişli’de geçti. Taşını toprağını, her sokağını bilirim.

Eski Şişli’yi biraz anlatır mısınız?

Çok güzel ve nezihti. Herkes birbirini tanırdı. Amerika’dayken uyanır, ah keşke şimdi Şişli’de olsam derdim. Pazar günleri en önemli şey giyinip kuşanıp Taşlık Kahvesi’ne gitmekti. Nişantaşı’nda en eski binalardan biri Maçka Palas, en klas binaydı. Bir de Haylayf Şarküteri vardı, Tan Sineması’nın yanında. Oradan bir şey alındı mı, tamam…

Şişli’deki kültür ve sanat yaşamını nasıl yorumluyorsunuz?

Eskiden akla ilk Beyoğlu gelirdi. 70’lerin ortasından sonra kültür-sanat Şişli’ye doğru aktı. Önemli sinemalar, tiyatrolar, kitapçılar buraya taşındı. Şişli, sanıyorum ki İstanbul’un kültür ve sanat etkinlikleri bakımından en zengin ilçesi.

Şişli’ye dair neyi özlüyorsunuz?

Taşlık-Şişli arasında yürümeyi, tramvayları. Vatmanları tanır, börek yaptığımızda size de verelim, derdik. Ne günlerdi!

Doğma büyüme Nişantaşılı’yım. Vali Konağı Caddesi’nde doğdum. Aralıksız bütün yaşamım Şişli’de geçti. Taşını, toprağını, her sokağını bilirim.