Büyük emeklerle yapılmış, ince detaylarla döşenmiş, tarihi günümüze taşıyan binlerce nadide eşya… Nişantaşı, sosyoekonomik açıdan yüksek gelirli kişilerin yaşadığı için antikacıların tercih ettiği semt. Yaşanmışlığı değerli, geçmişi baki kılan antikacılığı, Şişlili antikacılarla konuştuk. Hepsinin ortak sözü: “Her eşyanın ayrı bir hikâyesi var.”

 

Röportaj: Özlem Türkdoğan / Fotoğraf: Yusuf Aslan

Berna Bayındır

“Eşyanın geçirdiği serüven insana farklı duygular yaşatıyor.

Berna Bayındır, Boğaziçi Üniversitesi’nde felsefe okumuş; 20 senedir Nişantaşı’nda antika dükkânı işletiyor. Berze Art & Antigues isimli dükkânda Osmanlı ve Avrupa tarihine ait eşyalar bulmak mümkün: “Eskiyi, tarihi ve sanatı seven insanları ilgilendirecek her türlü eşya mevcut. Her zaman farklı parçalar oluyor.” Berna Hanım antikaya olan sevgisini şöyle anlatıyor: “Antika eşyalarda ince detaylar ve özen görmek mümkün. O kalitedeki eşyaları bugün siparişle yaptırmak bile kolay değil. Eşyanın geçirdiği serüven ve bu dükkâna kadar gelmesi insana farklı duygular yaşatıyor. Antikalarda çevreci unsur da var. Çünkü tüketim toplumu olarak kullanıp atıyoruz. Kaliteli malzemeden, emek vererek yapılmış eşyalar yüzyıllarca hayatına devam ediyor ve yeniden kullanılıyor bu da benim hoşuma gidiyor.” Avrupa’da antika kelimesinin 200-300 yıllık çok özel eşyalar için kullanıldığını, Türkiye’de ise daha genel anlaşıldığını söyleyen Berna Hanım “Tarihe ve müzelere duyulan ilgiyle orantılı antikaya olan ilgi de artıyor” diyor.

Aykut Bodur

“Antikacılık çok yönlü bir iş.

Avrupa Yakası dizisinin pembe binası… İçeride kocaman heykeller, kristaller, yüzlerce eşya… Aykut Bodur, Nişantaşı’ndaki Avrupa Yakası dizisine ev sahipliği yapan binada yaşıyor; giriş katında da Antik Konak isimli dükkânını işletiyor. Antika sevgisi, üniversite yıllarında evini bit pazarından döşerken filizlenmiş Aykut Beyin içinde. 1979’da da profesyonel olarak başlamış; bu yıl 39. Senesini kutluyor. “Antikacılık çok yönlü bir iş. Her şeyden anlamak zorundasınız. Çünkü sürekli eşyalarla ilgili sorular soruluyor. İşin sadece maddi tarafı yok yani” diye anlatıyor mesleğini ve ekliyor: “Her eşyanın insanlar gibi hikâyesi var. Bu hikâyeyi karşı tarafa geçirmek de lazım.” Aykut Bey, müşterilerinin genelde 40 yaş üstü kişilerden oluştuğunu söylüyor. Bunun nedenini de “40 yaşından sonra insanlar geçmişe dönmeye başlıyor; çocukluğundaki yaşamı yeniden hissetmek istiyor” diye açıklıyor.

Işıl Saçak

“Antika eşyaların içinde olmak çok güzel bir duygu.

“Bu iş tutkudur. Ürünleri severek başlıyorsunuz; inanılmaz bir deniz, içine girdikçe kayboluyorsunuz” diye anlatıyor antika sevgisini Işıl Saçak. Işıl Hanım, 10 yıldır antikacılıkla ilgileniyor; beş yıldır da Nişantaşı’nda dükkân işletiyor. Londra’da tanışmış antikayla; “Antikacılık orada çok saygın bir meslek. Kültürü çok

eski; antika eşya kullanım oranı yüksek” diye anlatıyor yurtdışındaki kültürü. Genelde Osmanlı’dan kalma eşyalarla ilgileniyor Işıl Hanım ancak, Pitane Sanat ve Antika isimli dükkânında her ürünü bulmak mümkün: Avrupa, Uzakdoğu ya da vintage… Işıl Hanım mesleğine âşık: “Bu eşyaların içinde olmak çok güzel bir duygu. Ürünlerin en genci 50-100 yaş arasında ve hepsinin hikâyesi var. İşçilikleri de inanılmaz güzel.” Işıl Hanım antikaların kullanım oranına da değiniyor: “Antika çok yaygın değil maalesef. Yeri çok farklı olmalı. Genelde çocukluğunda antikayla büyümüş insanlar bu geleneği devam ettiriyor.” En büyük sıkıntısı da pahalı önyargısı: “Bazı markaların üçte biri fiyatına zor satıyorum. Çünkü kültürümüzde eski eşya kullanımı çok yaygın değil.”

Ömer Karabulut

“Eskinin kıymeti pek bilinmiyor.

Bomonti’de üç nesildir devam eden bir antika dükkânı. Eskiler Antik dükkânını 1969’da Kayalı Karabulut kurmuş; ardından oğlu Ahmet Bey devralmış; yanında da torun Ömer Bey bulunuyor. Ömer Bey’in eski tarihi eşya sevgisi körüklü fotoğraf makineleri ve pikaplarla başlamış; yolculuğu müzayedelerle devam ediyor. Babası Ahmet Bey’in söylediği “Bu kültürel bir meslek. Bunu seven insanlar koşar peşinde” sözünü kulağına küpe yapan Ömer Bey için antikacılıkta dürüstlük ve samimiyet önemli. Emek verilerek yapılan antika eşyaların yüzyıllarca kullanıldığını, şimdikilerin kullan-at formatında yapıldığını belirtiyor ve ekliyor: “Eskinin kıymeti pek bilinmiyor.” Antika eşyalara dair hissettiklerine de değiniyor: “Her eşyanın bir geçmişi var. 100 sene önce evlenmiş insanların fotoğrafları geliyor; insan onları görünce üzülüyor.” Antikacılığın en büyük zorluğunun eski eşya bulamamak olduğunu söylüyor. “Meyve-sebze almak için hale gidiliyor ama bizim halimiz yok ki. Ne kadar çok arar, koşturursanız o kadar dönüşü olur…” diyen Ömer Beyin en büyük hayali Avrupa’da dükkân açmak.