1. İstanbul Bienali altı farklı mekânda kapılarını sanatseverlere açtı. 12 Kasım’a kadar sürecek olan bienalin bu yıl ki teması İy­i Bir Komsu. Ev, mahalle ve aidiyet kavramlarının sanat aracılığıyla tartışmaya açıldığı bienalde, küratörler 40 soru hazırladı: İyi bir komşu, sizin gibi yaşayan birisi midir? Peki, iyi bir komşu istemek, çok şey mi istemektir? Şişli Hayat olarak bu sorulardan bazılarını sizlere sorduk…

Aydın Eren (66, yönetmen)

“İyi bir komşu, saygı gösteren kişidir.

– İyi bir komşu, korkmadığınız bir yabancı mıdır?

İyi komşu, birbirine saygı gösteren mümkün olduğu kadar kendisine yapılmasını istemeyen bir şeyi başkasına yapmayan kişidir. Silahla bir şey korunamaz. Sivilin silahlanması çok yanlış iş.

 

Ceren Kocabaş (27, satış uzmanı)

“İyi bir komşu seni merak edip kapını çalandır.”

– İyi bir komşu, siz hastayken size yemek yapar mı?

İyi komşu seni merak edip kapını çalandır. Hasta olduğunu gördüğünde sana yaptığı yemekten getirendir. İyi komşu memleketten getirdiği fındığı seninle paylaşandır. Kendi çocuğuyla birlikte seninkini de okula bırakandır.

 

Levon Aki (Emekli)

“Komşularla ilişkilerin çok iyi olması lazım.”

– İyi bir komşu, şikâyet etmeyen birisi midir?

Komşularla ilişkilerin çok daha iyi olması lazım. Güzel komşuluk yapmayı herkes diler. Kimsenin kimseye rahatsızlık vermemesi için kendisine çekidüzen vermesi gerekir. Ama tabii rahatsız eden olursa o durumu saygı çerçevesinde iletmek, sorunların ortak yolla çözümünü bulmak gerekir.

 

Muharrem Çınar (61, muhtar)

“Daireler aldık, parayı bulduk ama insanlığımız gitti.”

– İyi bir komşu sadece duygu yüklü çocukluk anısı mıdır?

50 senedir Şişli’de oturuyorum. Eskiden oralarda tek katlı evler vardı. Gecekondu şeklindeydi ama herkes birbirini tanırdı, birbirinin yardımına koşardı. Şimdi apartmana çıktık, alttakini üsttekini tanımıyoruz. Benim için iyi komşu sadece duygu yüklü çocukluk anısıdır. Ben çok üzülüyorum bundan 20 yıl öncesine kadar müstakil yerlerde oturuyorduk o kadar çok güzelliği vardı ki! Yerlerini müteahhitlere verdik,

daireler aldık, parayı bulduk ama insanlığımız gitti.

 

Seher Karataş (46, gazeteci)

“İyi insanlar, iyi komşular her zaman gerekli oluyor.”

– İyi bir komşu istemek, çok şey mi istemektir?

İyi bir komşu gereklidir. Çünkü birlikte yaşıyoruz, toplum olarak varız ve toplum da komşuluk ilişkileriyle oluşuyor. Bu yüzden iyi insanlar, iyi komşular her zaman gereklidir. Araya sınır çizmek iyi komşuluk değildir, birlikte yaşamamızı engeller, toplumsal baskı yaratır.

 

Nilay Şimşek (26, dijital pazarlama asistanı)

“İyi bir komşu, komşusu açken kendisi tok yatmayandır.”

-İyi bir komşu Facebook’tan arkadaşınız mıdır?

Komşumla Facebook’tan arkadaş değilim. Ancak iyi bir komşu, komşularıyla empati kurup onlarla dostane ilişkiler geliştirendir. Komşuluk paylaşmaktır. İyi komşu güven duyduğundur. İyi komşu, komşusu açken kendisi tok yatmayandır.

 

Şems Ak (37, öğretmen)

“Sınırlar kapatılsın diyen biri iyi bir komşu değildir.”

– İyi bir komşu, arabasının arkasında “sınırları kapatın” yazan birisi midir?

Komşularımızı iyi olması önemlidir. İyi bir komşu “Sınırları Kapatın” yazan kişi değil, tam tersidir. Sınırları kapatmak, sadece komşuluk ilişkilerinde değil, dünya görüşüm olarak da benim için uygun bir cümle değildir.

“Yan yanalıklar oluşturmayı hedefleyen etkinliklerimiz var.”

Her yıl pek çok etkinliğe ev sahipliği yapan bienal, bu yıl da dolu dolu bir

programla karşımızda… Etkinlikleri Kamusal Program Koordinatörü Zeyno Pekünlü ile konuştuk.

 

– Türkiye ve coğrafyasında son dönemdeki sosyo-kültürel değişiklikler komşuluk

tanımını da değiştirdi mi?

Hem komşuluk hem de mahalle anlayışlarının değişim halinde olduğunu ve olacağını, özellikle sınıfsal farkların komşuluk anlayışını etkileyen en önemli faktörlerden olduğunu kabul etmek gerek. Dolayısıyla son yıllarda Türkiye’de de olumlu ve

olumsuz bir dizi değişiklikten bahsetmek mümkün. Bir yandan orta ve üst orta sınıf için sitelerde, sadece kendi benzerlerinle komşu olduğun bir yaşam biçimi norm haline gelmeye başladı. Diğer yandan kent merkezine yakın mahalleler kentsel dönüşüm tehdidi altında ve buradaki komşular kentin çeperlerine doğru yer değiştirmek zorunda bırakılıyor. Ancak komşuluk meselesine yeni anlamlar yükleyen bir anlayıştan da bahsetmek mümkün. Özellikle Gezi sonrası oluşan mahalle forumlarının bir kısmı kalıcı oldu, bu forumlarla ortaya çıkan gruplar mahalle bazlı iletişim ve dayanışma halinde.

 

– Bienal kapsamında gerçekleşecek kamusal program nasıl oluşturuldu?

Kamusal program bienalin kavramsal çerçevesi etrafında neleri tartışmak istediğimiz sorusundan yola çıktı. İlki kurumsal aile anlayışının dışındaki aidiyet arayışlarına, topluluk oluşumundan çatışmanın ve uzlaşmanın rolüne odaklanan ‘Seçilmiş Aileler’ bölümü. İkincisi kent ekolojisine, insan olmayan komşularımıza, birlikte yaşadığımız tüm canlılara ve mekânların ilişkilerimizdeki rolüne odaklanan ‘Müşterek Kader’ bölümü. Bu iki başlık etrafında hem daha akademik sempozyum ve konuşma tarzı etkinliklerimiz hem de yeni yan yanalıklar oluşturmayı hedefleyen müzik, yemek atölyeleri gibi etkinliklerimiz var.

 

– Ne tür etkinlikler düzenlenecek?

Açılış ve kapanış haftalarında Seçilmiş Aileler ve Müşterek Kader başlıklı sempozyumlar düzenliyoruz. Bunun haricinde her hafta bir etkinliğimiz var. Örneğin Kolektif Çukurcuma grubu her perşembe günü okuma grubu buluşmaları gerçekleştirecek. 13 Ekim’de bölünme, çatışma ve savaş yerine ortaklıklara ve yemek kültürünün hareketliliğine vurgu yapan bir yemek atölyemiz var. 22 Ekim’de Evrim Hikmet Öğüt’ün yürütücülüğünü yaptığı göçmen müzisyenlerle kentin yerleşik

müzisyenleri arasında olası müzikal işbirlikleri, geçici/kalıcı projeler ve kalıcı dostluklar inşa etme imkânı verecek bir dayanışma ağı kurmayı amaçlayan bir müzik atölyesi gerçekleştireceğiz. Bütün bu etkinlikler http://15b.iksv.org/kamusalprogram

adresinden ya da Istanbul Bienali Facebook sayfasından takip edilebilir.

 

“İyi bir komşu farklılıklarımızla yan yana yaşayabildiğimiz kişidir.”

16 Eylül’de başlayan ve İyi Bir Komşu temasıyla düzenlenen bienali, direktör Bige Örer anlattı.

 

– 14. İstanbul Bienali’nin ana teması ‘Tuzlu Su’ idi; şehrin karakterini veren su ve

dolayısıyla doğa, coğrafya üzerinden ilerliyordu. Bu yılın temasını belirlerken çıkış noktası neydi?

Bu bienal, toplumsal travmaların, kutuplaşmanın, gelecekle ilgili endişelerin yoğunlaştığı bir dönemde türlü zorluklara rağmen gerçekleştiriliyor. Hem kişilerin komşuluğu hem de şehirlerin, ülkelerin ve insanlarla dünyadaki diğer canlıların komşuluğunun günümüzde çok önemli tartışmalar açtığını düşünüyorum. Bununla birlikte 2017’de İstanbul’da komşuluk üzerine bir sergi yapmak tüm dünyadaki farklı yaşam biçimlerine gönderme yapmasının yanı sıra izleyicisini bu şehirde komşuluk ilişkileriyle ilgili düşünmeye çağırıyor.

 

– Son dönemde Türkiye’nin komşularıyla ilişkiler hem siyasal hem de günlük

hayatta çok konuşuluyor. Suriye, Irak, Yunanistan, Ermenistan ile ilişkiler;

göçmenler, yeni komşular… Temayı belirlerken bu sosyo-politik değişimden

etkilendiniz mi?

Küratörler, şehre yaptıkları araştırma ziyaretlerinde aşama aşama kavramsal çerçeveyi şekillendiriyor. Elbette bu esnada dünyada ve ülkede yaşananlar, küratörün üzerine düşündüğü alanlarla buluşuyor ve her edisyonun teması da bu şekilde ortaya çıkıyor. Aslında tema belirlendiğinde ne Brexit kararı çıkmıştı ne Trump seçilmişti, ancak dünyanın bugünkü durumu temanın yepyeni gözle okunmasını sağladı. Bienal’in hazırlık süreci bize, tüm dünyada içinden geçtiğimiz bu zorlu dönemde özlemini duyduğumuz şeylerden birinin, kimliklerimizden feragat etmek zorunda kalmadan bir arada yaşamak olduğunu hatırlattı.

– İstanbul Bienali direktörü olarak size göre iyi bir komşu kimdir?

“Komşuluk, yer-mekânın doluluğu sayesinde kurulan bir ilişkidir” diyor Talat Parman. Benim için, komşu, yakında bulunandır ve müşterek yaşam alanını paylaştığım kişidir. İyi bir komşu da farklılıklarımızla yan yana yaşayabildiğimiz kişidir.

 

– İstanbul Bienal’i bu yıl 30. yaşını kutluyor. Neler söylemek istersiniz?

Umarım İstanbul Bienali, bir kez daha sanatın dönüştürücü, iyileştirici gücünü hatırlatır, farklılıklarımızla birlikte nasıl bir arada yaşayabileceğimize dair sorularıyla zihnimizi açar, bize yeni ufuklar gösterir ve hep birlikte barış, umut ve dayanışma

için sürdürdüğümüz mücadelemize sanatçıların yaratacakları eserlerle ışık tutar.