8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, dünya tarihine geçen kadın hakları adına verilmiş büyük mücadelelerin anısına kutlanıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun verilerine ve yayımladığı listeye göre, kadın hakları için mücadelenin üzerinden 100 yıl geçmesine rağmen dünyada kadın ve erkeğin tamamen eşit olduğu bir ülke malesef hala yok. Bu listede Türkiye 144 ülke arasında 130’uncu sırada. Yani 100 yılın ardından, bu 8 Mart ve sonrasında da yine mücadeleye devam!

Yaklaşık 100 yıldır 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü kutlanıyor. Bu özel gün, kadınların elde ettikleri tüm haklar için gösterdikleri uzun süreli mücadeleyi de simgeliyor. Ne var ki, bu mücadele henüz tam anlamıyla amacına ulaşmış değil. Dünya Ekonomik Forumu her yıl, Uluslararası Cinsiyet Eşitsizlik Raporu’nu yayımlıyor. Bu rapor sağlık, eğitime erişim, ekonomiye katılım ve politik haklar gibi alanlarda kadın ve erkek arasındaki durumu 144 ülke arasında inceliyor. Rapor bir yanıyla 8 Mart’ın ardındaki mücadelenin bugün ne kadar başarılı veya eksik kaldığının da göstergesi.

İSKANDİNAV ÜLKELERİ LİDER

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2016 raporuna göre kadın ve erkeğin yüzde 100 eşit olduğu bir ülke yok. Yüzde 80 ve üzerinde eşitlik beş ülkede sağlanmış; 64 ülke yüzde 70-80 oranında birbirine eşit. Kadın ve erkeğin eşit hakka en yakın olduğu ülke İzlanda. Onu Norveç, Finlandiya, İsveç izliyor. Eşitliğinin kadın aleyhine olduğu sondan beş ülke sırasıyla Yemen, Pakistan, Suriye, Suudi Arabistan ve Çad. Amerika listede 28’inci, İngiltere 20’nci, Danimarka 19’uncu. Türkiye ise 144 ülke arasında 130’uncu sırada. Rapordaki en önemli rakam sağlık konusunda. Tüm bu 144 ülke arasında sağlık hakkına erişimde oran yüzde 96 yani kadın ve erkek neredeyse eşit.

Türkiye’de Yaşam Hakkı

Aslında Türkiye kadın hakları konusunda cumhuriyetin ilanıyla birlikte dünyada en öncü adımları atan ülkelerden. 1926 yılında Medeni Kanun ile birlikte tek eşlilik zorunlu hale geldi. 1934’te Türk kadınları seçme ve seçilme hakkına sahip oldu. 1938’de reşit olmayanlar için evlilik yaşı ailenin izni şartıyla erkeklerde 17, kadınlarda 15 olarak düzenlendi. Bu öncü adımlardan yaklaşık 90 yıl sonra Türkiye’de bırakın eğitim, sağlık, politika, iş dünyasındaki hakları, yaşama hakkı öncelikli hale geldi. Kadına şiddet konusunda Türkiye kötü bir karneye sahip.

Türkiye’de 2016 yılında 328 kadın öldürüldü. Kadınların yüzde 43’ü kocaları, yüzde 15’i eski sevgilileri, yüzde 11’i akrabaları, yüzde 8’i sevgilileri tarafından katledildi. Şaşırtıcı olanı cinayetlerin yüzde 13,5’i sokak, AVM gibi halka açık alanlarda gerçekleşti. Kadınların yüzde 9’u resmi kurumlara yaptıkları şiddet şikâyetlerine ya da koruma kararlarına rağmen öldürüldü.

ÜÇ KADINDAN BİRİ ŞİDDET MAĞDURU

Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya genelinde de gelir, yaş ve eğitimden bağımsız olarak her üç kadından biri hayatında en az bir kez fiziksel ya da cinsel şiddete uğruyor. Kadınlar şiddetin çoğunu eşlerinden veya sevgililerinden görüyorlar. Tüm bu veriler 8 Mart kutlanırken bir kez daha şu gerçeği ortaya koyuyor: Kadınlar için mücadeleye devam!

UZUN BİR MÜCADELE TARİHİ

8 Mart mücadelesinin temelinde çalışan kadınların “Artık Yeter” diyerek ayaklanması yatar. Clara Zetkin, 1889’da Paris’te Kuruluş Kongresi yapan 2. Enternasyonel’de Kadının Kurtuluşu İçin başlıklı raporuyla emekçi kadınların durumunu dünyaya ilan etti. Zetkin ve yakın dostu Rosa Luxemburg’un tek yaptıkları bu değildi. Erkeklerle eşit politik haklar, sosyal hayatta eşitlik, doğum izni, çocuk işçiler, işsiz kadınlara sosyal güvenlik gibi konularda büyük mücadele verdiler. Yine Zetkin’in önerisiyle sosyalist kadınların uluslararası düzeyde bir gün düzenlemesi gündeme geldi. 19 Mart 1911’de Almanya, ABD, İsviçre gibi ülkelerde Kadınlar Günü kutlandı. 18 Mart 1848 günü, Berlin’de hayatını kaybeden devrimci kadınlar ve 19 Mart 1871’deki Paris Komünü’nün anısı birleşince Mart ayı emekçi kadınlar için ayrı öneme sahip oldu. Moskova’da 1921’de yapılan 2. Uluslararası Komünist Kadınlar Konferansı’nda Şubat Devrimi’ne ithafen kutlama gününün 8 Mart olması kararlaştırıldı.

Yukarıdaki posterde görülen karakter Rosie the Riveter, 2. Dünya Savaşı sırasında fabrikalarda çalışan kadınları simgeleyen bir hayali karakter. “We can do it (Yapabiliriz)!” sloganıyla özdeşleşen bu poster, uzun yıllar kadın mücadelesinin simgesi oldu. Londra’da 1974 yılında kurulan See Red Women’s adlı kolektif, kadın mücadelesini renkli ve güçlü mesajlarla veren posterleri toplayarak bir kitap haline dönüştürdü. Posterler halen yurtdışında sergileniyor.