Türk edebiyatının önemli isimlerinden Onur Caymaz, “Çocukluk insanın altın onurcaymazçağıdır” diyor. O, bu altın çağı Feriköy’de yaşadı. Daracık gölgeli sokaklar, kaldırımlarda seksek çizgileri, Arap, Ermeni, Alevi komşularla bir arada akan bir hayat… Onur Caymaz, çocukluğunun Feriköy’ünü ve bugününü Şişli Hayat için kaleme aldı.

 

Semtin adına baksak mı önce? Biraz tartışmalıdır. Feriköy’deki feri, Osmanlıca, ikincil demek olabilir. 18. yüzyılda bu bölgeye bir Rum tüccar gelmiş. O zamanlar kasabanın adı Aya Dimitri’dir. 1880’lerde yapılmış İstatistik Cetveli’nde semt, Feriköy Mahallesi olarak adlandırılmış. 1910’da mahalleden Feri Kariyesi (ikinci köy anlamına gelir) diye söz edilmekte. Feri Kariye zamanla Feriköy olmuş olabilir. Bir başka efsaneye göre Feri, Ermenice veri, yukarı demek; yukarı köy. Yine, semtin adı Abdülmecid veya Abdülaziz dönemlerinde yaşamış Madam Feri’nin adından gelmiş diyenler de var. Bölgedeki çok geniş topraklar, padişah tarafından Madam Ferry’nin (Feri) kocasına bağışlanmış, daha sonra adam ölünce yöre kadının adıyla anılmış.

ferikoyhaber

Pierre Ferry ilginç bir girişimci. Bölgeye gelişiyle birlikte ticaret hareketleniyor; Gürcü, Ermeni ve Rum asıllı vatandaşlar da burayı seçiyor… Semtin adına dair bir söylenti de şu: Günümüzde Latin Katolik Mezarlığı’nın olduğu yere av köşkü yaptı- rıyor Ferry. Sultan 3. Ahmet burada avlanırken attan düşüp ayağını kırıyor. Mösyö Ferry de bu yaralı adamın sultan olduğunu bilmeden evine alıyor, tedavi ediyor. Sultan da teşekkür etmek için bölgeye Feriköy adını veriyor. Bölge giderek kozmopolit hale geliyor ve sonunda gün geliyor, 1955’te şöyle bir slogan duyuluyor: “Rumlar Gidecek, Bu İş Bitecek…” Aziz Nesin’in Salkım Salkım Asılacak Adamlar adlı kitabında o gece ayrıntılarıyla anlatılır… Tarih, bir söylentiden başka nedir ki hem!

ferikoyeskifotograflar

Dikdörtgen Feriköy

Reşad Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nde gördüm; 1934 Şehir Rehberi’nden bire bir çizimle Feriköy Mahallesi: Neredeyse bir dikdörtgen… Görünüyor, hem de netlikle. Biraz zorlasam, haritanın orta yerinden, pencerelerinde saksılarıyla apartmanlar; eski bahçelere bakan arka balkonlar; bu semtte zaman zaman yaşadığım tüm evler; doğduğum odanın bana hazineler gizlermiş gibi görünen çekmeceli divanları ve hatta çocukluğumun sokağı görünecek neredeyse haritanın içinden.

ferikoyeyasam

Edip Cansever’in dediği gibi, gökyüzü gibi bir şeydir çocukluk ve hiçbir yere gitmez, bırakmaz peşimizi geçmiş günler; insanın altın çağıdır. Ben o altın çağı burada yaşadım işte, Feriköy’de, bu semtte; birbirine sıkışmış kibrit kutusu, sefertası evler, daracık, her zaman gölgeli, çöp dolu sokaklar; kaldırımlara çizilmiş seksek çizgileri; kedi çişi ve nem kokan, posta kutuları her zaman kalabalık apartmanlar… Buradaydım.

Arap, Alevi, Ermeni Komşular

ferikoyresim

Feriköy Tarihi

Burada. Yaşadığımız Akyıldız Apartmanın altında Canpolat Düğün Salonu vardı, şimdiki adıyla Jasmine… Sonra kimsenin bir şey kıraat etmediği yani okumadığı, içerisi bana mağara ağzıymış gibi karanlık görünen loş kıraathaneyi hatırlıyorum Umut Kıraathanesi. Buradaydık ve herkesle bir arada… Üst komşumuz bir kadın, Arap’tı, pavyon şarkıcısıydı. Alt komşu Alevi’ydi, bir halıcı… Karşımızdaki Ermeni çift yeni evliydi. Sokağımızdaki kilisede kıyılmıştı nikâhları. O kiliseyi iyi hatırlarım. Feriköy Karakolu’na açılan Şahadet Sokak’ın, bize göre diğer ucundaydı. Zangocun eşi Yer- çan, kilitli demir kapıları açar, deliler gibi koşarak bahçesine doluşur top oynardık: Surp Vartanants Ermeni Kilisesi. Tütsü kokularının arasında ince tül perdeler, eşikte duran, her zaman tertemiz kilim ve eski ayakkabılarıyla yaşlı Ermeni kadınlar. Oradaydım ve günahtır derdi babam, ezan okunurken yatılmaz. Erkenden uyanır, yatakta doğrulurdum. Fakat uykum kaçar, uyuyamazdım bir daha. Pazar sabahları bile… Az ötedeydi Pangaltı; cadde üstünde nefis mezeciler. Fakat bizim arka mahallelere daha geç geldi şarküteri. Semtimizin ilk şarküterisi Toros olmalı. Çok güzel bir logosu vardı paket kâğıtlarının üzerinde, beyazlı yeşilli bir dağ dururdu… Sahibinin memleketi olmalı o dağ. Pazar sabahları, okuduğum İnce Memet’ten kafamı kaldırırdım. Bakkala gitmem gerekiyordu; annem alınacakları kâğıda yazardı. Kapıyı, kom- şular uyanmasın diye yavaş kapatıp; eski ayakkabılarımın üstüne basarak çıkardım sokağa. Çoktuk, az şeyimiz vardı…

onurcaymazsislihayat

İstiklal Marşı’nın Ermeni Aranjörü

Sokağın sesleri… Duyardım. Surp Vartanants’ın çanları. Bu kilisenin 1909’da kurulmuş bir korosu vardır. 1932’de erkeklerden oluşan bir grup, (daha sonra karma halde), a capella (çalgısız) olarak ilk kez badarak (ilahi) seslendirir. Badarakları besteleyen de bildik biridir: Gomidas Vartabed. Hemşerimiz. Tehcir felaketinde memleketi dışına sürülüp hayatı zindan edilen Osmanlı aydını. Koro, çalışmalarına 1944’te Prof. Edgar Manas önderliğinde devam eder. Bu isim de tanıdık: Manas, İstiklal Marşı’nın aranjörüdür. Kevork Pamukciyan, Türkiye ve İstanbul Ermenilerine dair bildiğimiz birçok şeyi yazmıştır. Reşad Ekrem Bey ile İstanbul Ansiklopedisi’ni yazan kişilerden de biridir aynı zamanda Pamukciyan… Ama şimdi Feriköy’deyim, burada. Şehadet Sokak’ın açıldığı dört yol ağzında, Merkez Eczanesi’nin önünde durup vitrinindeki oyuncaklara bakaca- ğım. Kilisenin sokağında Ova Ticaret var. Bakkallar süpermarketlere dönüyor tek tek. Geçiş dönemi. Hızla gelişen bir toplumun cehennemini belli belirsiz fark ediyorum… Ama tek alışveriş imkânı bunlar değil, bizim sokakta pazar kuruluyor, Feriköy Pazarı; evden kaçıp su satıyorum orada. Yaz geceleri nasıl da sıcak, belediyenin kamyonundan sivrisinek ilacı sıkıyorlar, sokaklarda kaldırım hizasında demirli pencereler var, odalar, evler. Giriş katının altında kalan bu derin daireler daha aşağıda. İnsan yaşayacak yerde bir çukura düşüyor sanki.

Feriköy Tarihi

Buradaydım. Arka sokağımızdaki şenlikli, rengârenk öğrenci yurduyla (yeni evli çiftler karşı apartmana taşındığında sabaha kadar yaptıkları tezahüratlar unutulmaz), çeşit çeşit küçücük dükkânlarıyla, sabahlara kadar araçların geçtiği caddeleriyle (gece yarısı uykumun arasına karışan sarhoş arabaların cızırtılı teypleriyle, nara atan ayyaş- lar, asker uğurlamaları), başıboşluğuyla, deliliğiyle, eğitimsizliğiyle, tüm çarpıklı- ğıyla Şehadet Sokak’ta, Akyıldız Apartmanı, ikinci kattaydım. Sabaha karşı başka bir semtte; nice eski olmuş, unuttum; oradan çok uzakta, uyanıyordum…