19 Mayıs hem Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı hem de Atatürk’ün kendisine seçtiği doğum günü… Atatürk nasıl biriydi? Doğum günü olarak neden 19 Mayıs’ı seçti? Bu özel günde Atatürk’ü daha iyi tanımak, tüm yönleri ve bilinmeyenleriyle öğrenmek için tarihçi İlber Ortaylı’nın Kronik Kitap’tan çıkan 480 sayfalık “Gazi Mustafa Kemal Atatürk” isimli kitabından bazı bölümleri Şişli Hayat sayfasına taşıdık.

(…) Atatürk, Türkiye Mareşali’dir. Büyük bir mareşaldir çünkü başka mareşal- leri takdir etmeyi bilmiştir. (…) İkincisi Atatürk bir organizatördür. Hem askeri alanda hem de politikada başarı göster- miştir. Büyük bir devlet adamı olduğu- nun göstergesi olarak monarşiyi Cum- huriyet’e dönüştürmüş ki bu gerçek bir inkılabtır. Bu büyük inkılabı başka han- gi inkılablarla besleyeceğini de bilmiştir. Cumhuriyet’i ilan etmiş olsa bile eski va- gonda gitmeye devam edebilirdi. Ancak böyle yapmamıştır ve dolayısıyla kendi- sinden “Halaskârgazi”, “Gazi Paşa”, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk”, “Gazi Paşamız” unvanıyla bahsedilmesi uygundur. (…)

Doğum Tarihi

1877, 1880 gibi tarihler verenler varsa da biz doğum tarihi olarak 1881’i kabul etmek durumundayız. Doğum günü ve ayı, bizim eski kütüklerde yakın zaman- lara kadar pek kayıtlı değildi. Devletin nüfus hareketliliğini ancak 1950’lerden sonra ciddi olarak takip ettiği bilinir. Yan- gınlara kurban giden nüfus idareleri de tarihî araştırmaları güçleştirir. Yakın za- manda dahi nüfus idareleri beyanı dikka- te almaz, kimliğe sadece yılı yazar, günü kaydetmezdi. Bu nedenle Atatürk doğum gününü kendisi seçmiştir (19 Mayıs). Bu kararla Samsun’a çıkış tarihini de ihsas etmiştir. Doğum yılı mezuniyet arkadaş- larına yakın tarih olduğu için 1881 do- ğumlu olduğunu kabul ediyoruz. (…)

AskerÎ Eğitim

GAZİ’nin çocukluk hatıralarına baktığı- mız zaman onun her zaman asker olmak istediğini görürüz. Evladından ayrılmak istemeyen bir anne olan Zübeyde Ha- nım’dan gizli olarak askerî okul imtihanı- na girmiş ve kazanmıştır. Hatta annesini ikna etmek için babasının ona emanet ettiği bir kılıcı da delil göstermiş, asker olmasının babasının vasiyeti olduğunu belirtmiştir. (…)

Son Günleri

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, son bir yılı ağırlıklı olmak üzere uzun zamandır has- taydı. Ömrünün son birkaç yılında veya son bir senesinde değil, epeydir hasta idi. Ve onulmaz, geri dönülmez hastalıklar- la malul idi. Siroz veya kanser diyenler olsa da tevsik edilmiş hali yoktur. Bir de Atatürk’ün o arada zararlı bir alışkanlığı var; çok sigara içiyor. Hele böyle karaciğe- riniz ve kalble ilgili problemleriniz varsa, sigara onları iyice şiddetlendirir. Üstüne sinirli bir karakteri de var, belirttiğimiz gibi Türk ve Avrupalı olsun hekim mua- yenelerinden hoşlanmıyor. Kötü gidişat engellenemezdi. Hatay meselesinin ta- kipçisiydi ve güney illeri seyahati sağlı- ğını daha da bozmuştu. 29 Ekim’de An- kara’da olmayı çok arzu etmişti, fakat bu mümkün olmadı.

Vefat ettiğinde henüz 57 yaşındaydı. Se- lanik’te Ali Rıza oğlu Mustafa olarak baş- layan hayatı, Türkiye Cumhuriyeti Dev- leti’nin kurucusu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk olarak nihayete erdi. Arkasından gerçekten de millî matem doğdu, resmî programı aşan bir şok ve hüzün! (…)

Kişisel Özellikleri

TÜRKÇEDE son zamanlarda yaygın ve bazen yanlış olarak “karizmatik” kavra- mı kullanılmaktadır. Weberyen bir tabir olan, kilise literatüründen alınma ve Yu- nanca bir kelime olan karizma yanılmaz, güvenilir ile eş anlamda kullanılan bir kavramdır. Osmanlıcadaki karşılığı ise “sahipkırandır.” Karizma kelimesi tam olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi liderleri ifade ediyor. Yanılmasına ihti- mal vermeyen, güvenilen bir lider… Kaldı ki Atatürk liderlik vasfıyla doğmuş, her- kesin görmeyeceği şeyleri görebilen, ileri görüşlü ve bu sebeplerle de karizmatik diye tasvif edilebilecek bir şahsiyettir. (…)

(…) Çok iyi bir hatip olduğu da bir ger- çektir. Alkolle olan ilişkisi uç derecede değildir. Sarhoş olup, kendinden geçtiği vaki değildir. Tam bir sigara tiryakisi ve kahve müptelasıdır. Balkanlılar gibi o da kahveyi çok severdi. İştahlı birisi değildi, yemek yemeyi çok sevmiyordu. En çok kuru fasulye ve ayranı severmiş. Batılı yemeklerden hazzetmez, hep Türk ye- meklerini tercih edermiş. (…) Az yiyen, az uyuyan bir kişiydi. Hiç küfür etmezmiş. Birine kızdığında söylediği laf “inatçı ka- tır” olurmuş.

(…) Eğitime çok önem veren cehalete düşman birisiydi. Millî Mücadele’nin en kırılgan dönemlerinde bile eğitim kong- resi toplayacak ve bunu iptal etmeyecek kadar eğitimi önemsiyordu. Zirai ürün- lerin ihracıyla geçinen bir ülkenin kıt im- kânlarına rağmen yurt dışına talebe gön- dertmiştir. (…)

(…) Yabancı dile ayrı önem vermiştir. Çok iyi derecede Fransızca ve yeterli dere- cede Almanca biliyordu. Tabii bütün Ma- kedonya gençleri gibi Rumca (Yunanca) ve Bulgarcaya aşina idi. Konuşuyor, mek- tuplar yazıyor, çeviriler yapabiliyordu.

Cephede bile kitap okuyacak kadar gerçek bir kitap tutkunudur. Binlerce kitap okumuştur. Biraz da onun için bü- yük bir adamdır.