Fotoğraflar: Özcan Yüksek

Hüseyin Erek, Şişli Camii’nin imamı. Doğma büyüme Şişlili olmasının yanı sıra 34 yıldır da aynı camide din görevlisi. Erek, “Şişli, kültürler ve dinler arası hoşgörünün olduğu bir ilçe” diyor. “Mevlevilik açısından önemli bir kişi olan Hz. Mevlana’nın 21. kuşak torunuyla Bahariye Mevlevihanesi’nin son şeyhi Şişli’de yaşadı. Bu çok büyük bir zenginlik” diyen Erek ile caminin tarihinden, Şişli’deki değişim ve dönüşüme kadar birçok konu hakkında konuştuk.

Şişli Camii
Mermer şadırvan, Çırağan Sarayı’ndan hediye.

Şişli Camii’nin tarihinden bahseder misiniz?

Yapımına 1945’te başlanmış, 1949’da tamamlanarak 1950 yılında ibadete açılmış. Cumhuriyet döneminde yapılan ilk camilerden. Bulunduğu arsa önceleri Süvari Binicilik Okulu talimhanesiyken sonradan atlı polis okulu manej alanı olarak kullanılmış. Neoklasik anlayışa sahip, klasik dönem Osmanlı mimarisiyle süsleme sanatının tüm elemanlarını kullanarak Bakırköy’den getirilen yontma küfeki (kesme) taşıyla yapılmış. Mimarisi, projesi ve uygulaması İstanbul Vakıflar Baş Mimarı Ali Vasfı Egeli’ye ait. Yardımcı mimar da Ermeni Vahan Kantar. Camideki hat yazıları dünyanın en önemli hattatlarından Hattat Hamit Aytaç imzasını taşıyor. Caminin girişinde yer alan hattı fotoğraflamak için birçok hattat bugün de ibadethaneyi ziyaret ediyor. Vitraylar, caminin içindeki altın varaklar hep en önemli sanatçıların elinden. Butik bir yapı olmasına rağmen Türkiye’deki birçok camiye örnek teşkil etmiştir.

Camide din görevlisi olmanın yanı sıra Şişli Camii Vakfı’nın da müdürüsünüz. Vakıf bünyesinde nasıl çalışmalar yapıyorsunuz?

Üniversite öğrencilerine burs veriyoruz. Her gün 150 kişiye iki öğün yemek yapıyoruz. 2000 yılında Şişli Aşevi Derneği’ni kurduk. Yardıma muhtaç kimseler gelip iki öğün yemek alıyor. İhtiyacı olan hiç kimseyi geri çevirmiyoruz.

Şişli Camii Röportajı

Semtte farklı dinlere mensup birçok insan yaşıyor. Şişli’nin gayrimüslimlerle ilişkisi nasıl?

Şişli, kültürler ve dinler arası hoşgörünün olduğu bir ilçe. Buraya iki ya da üç ayda bir grubuyla birlikte kilise papazı geliyor. Başka ülkelerden papazları da getiriyorlar yanlarında. Geldiklerinde namazı seyrediyorlar. Caminin tarihçesiyle ilgili bilgilendiriyoruz onları. Sohbet ediyoruz.

 

 

Uluslararası Mevlana Vakfı’nın merkezi Şişli’de. Siz de vakıfla ilgili çalışmalarda yer alıyorsunuz. Mevlevilik açısından Şişli’nin bir özelliği var mı?

Mevlevilik açısından ayırıcı bir özelliği olmamakla birlikte Mevlevilik’te önemli isimlerin yaşadığı bir ilçe. Hüseyin Fahreddin Dede’nin torunu Selman Efendi Nişantaşı’nda oturuyordu. Selman Efendi Bahariye Mevlevihanesi’nin son şeyhi. Aile olarak yıllardan beri Şişli’de yaşıyorlar. Hz. Mevlânâ’nın 21. kuşak torunu Celâleddin Bâkır Çelebi de uzun yıllar Maçka’da, sonra da Hüsrev Gerede’de oturmuş. Mevlevilik açısından bunca önemli insanların Şişli’de yaşaması, onların torunlarının da Şişli’de yaşıyor olması çok büyük zenginlik. Aynı zamanda Şişli, Uluslararası Mevlana Vakfı’nın merkezinin de yer aldığı ilçe. Keşke sema töreni yapılabilecek bir alanımız olsa daha da güzel olurdu.

Şişli geçmişten bugüne nasıl bir dönüşüm yaşadı?

Şişli’nin kentsel ve kültürel dönüşümüne tanık oldum. Hatırlıyorum çocukluğumda buralar yemyeşildi. Şişli Etfal Hastanesi’nin alt tarafında bahçeli evler vardı. Oralardan dereler akardı. Öyle kanalizasyon filan değil, bildiğin tertemiz dere. Yol kenarları ağaçlıydı. Nişantaşı’nda top oynardık arkadaşlarla. Türk Kalp Vakfı’nın arkası Arnavutların bostanıydı. At arabaları gezerdi sokaklarda, bostandan çıkanları satarlardı. Fulya’dan da büyük bir dere akardı. Doğayla iç içe bir ilçeydi Şişli. Doksanlardan sonra çok hızlı bir dönüşüme uğradı.

Caminin girişindeki Hattat Hamit Aytaç imzası taşıyan altın yaldızla bezenmiş celi sülüs zirve yazısında “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman edenler imar eder” ayeti yazıyor.