Laiklik ilkesi, 6 Şubat 1928’de TBMM tarafından kabul edildi. O günden bu yana devlet idaresinin ve gündelik yaşamımızın ayrılmaz bir parçası. Bu yıl 89. yılını dolduran laiklik ilkesi günümüzde ne anlam ifade ediyor? Güncelliğini yitiren bir kavram mı yoksa bir arada yaşamın en temel ilkesi mi? Şişli Hayat okurları için siyasetçi ve gazetecilere sorduk…

Röportaj: Özlem Türkdoğan

DOÇ. DR. SELİN SAYEK BÖKE

CHP Parti Meclisi Üyesi, İzmir Milletvekili

“Bize düşen, laikliği Atatürk’ün öngördüğü devrimci içeriğiyle yeniden

kazanmak.

Laiklik sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını değil, devlete dair kuralların kaynağını din yerine hukuktan almasını ve hiç kimsenin inanç kaynaklı ayrımcılığa uğramamasının bizzat devlet tarafından teminat altına alınmasını içerir. Yani laiklik yalnızca devletin inançlar karşısında kör olmasını değil, bunun ötesinde inanç temelli toplumsal baskıyı önleyici, bireyi özgürleştirici bir rol üstlenmesini de gerekli kılar. Türkiye’de bugün laikliğin kazandığı devrimci anlamın çok belirginleştiğini düşünüyorum. Bugün bizim üstümüze düşen, laikliği salt bir Anayasal prensip olarak değil, Atatürk’ün öngördüğü bu devrimci içeriğiyle yeniden kazanmak.

AYŞENUR ARSLAN – Gazeteci

“Laiklik, biz kadınlar için varlık sorunudur.

Bundan 500 yıl önce, şaka değil 500 yıl önce, yeşeren bir fikir ve prensibi tartışıyoruz. Çağdaş dünyanın genetik kodlarına işlenmiş bir yönetim ve hayat tarzının bize uyup uymadığını sorguluyoruz. Yüzlerce yıllık mesafeyi yakalayan Atatürk’ü ve temeli laiklik olan cumhuriyeti unutuyoruz. “Tehlikenin farkında mısınız?” diye bağırmak istiyorum. Yanıt -başta medya olmak üzere- toplumun suskunluğuyla, sessizlikle geliyor. Yine de umutluyum. Bu ülkenin kadınları laikliğin yok edilmesine izin vermeyecek. Zira bir erkek için ideolojik/felsefi bir sorun olan laiklik, biz kadınlar için varlık sorunudur. Olmak ya da olmamak meselesidir.

İVO MOLİNAS – Şalom Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

“Laik sistemlerde devlet herkese eşit derecede mesafelidir.

Laiklik kimi çevrelerin ısrarla dayatmaya çalıştıkları gibi dinsizlik değil, tam tersine bireyleri dinsel inançlarını ifade etmekte ve ibadetlerini yerine getirmekte istedikleri gibi özgür kılan bir devleti yönetme formudur. Laiklik hep söylendiği gibi din ile devlet işlerinin tamamen birbirinden ayrılmasını sağlar. Dinsel inanç gibi sübjektif ve sadece Tanrı ile birey arasındaki ruhani ilişkiyi kapsayan alanın devletin işlerine karışmaması sayesinde, devletin farklı inançtan vatandaşlarını eşit ve evrensel hukuk normların göre yönetebilmesi de mümkün kılınmıştır. Laiklik ilkesi aynı zamanda bir ülke içinde, çoğunluğun benzer dini inançlarına rağmen orada yaşayan farklı inançtan toplulukların hiç bir zorlamaya, baskıya ve engele takılmadan inançlarını özgürce ifade etmesini de sağlayan bir sistemdir. Laik sistemlerde devlet herkese eşit derecede mesafelidir. Dini inançlar tamamen bireyin kendi dünyasına aittir. Devlet hiç bir şekilde bu alana müdahale edemez ve kendi işleri için dini de kullanamaz.