“YETİŞKİN İLE ÇOCUK ARASINDAKİ İLİŞKİ EŞİT OLMALI”

Çocukların hakları sözleşmelerle korunma altına alınsa da fiili uygulamalar sorunlu… Çocuk haklarını ve bu hakların nasıl yok sayıldığını Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi İnsan Hakları Eğitimi Program Koordinatörü Mehmet Onur Yılmaz ile konuştuk.

Çocuk hakları nedir? Nasıl ortaya çıktı?

Çocuk hakları, insan haklarının çocuklar için gerektirdikleridir. Aslına bakarsanız insan haklarından farklı bir şey değil. Çocuk hakları, çocukların insan haklarına özel bir yaklaşım talebidir. Doğal olarak çocuk ve yetişkin ayrımına dayanan bir hak alanıdır. Yetişkinler ve çocuklar arasındaki bu ayrım modern çağın getirdiği bir paradigma. Çocuklar da yetişkinler de insan türünün bireyleri olduğuna göre bu şekilde bir ayrım yapmanın en azından çocukların yararına bir etkisi olması gerekir. Ama ne yazık ki çocukların yararına olması gereken bu ayrım çoğunlukla çocukların aleyhine işliyor. Kısacası çocuk olmak çocukların pek işine yaramıyor.

Haklar nasıl ihlal ediliyor?

Çocuklar çoğunlukla sadece yetişkinler için tasarlanmış ve yetişkinlerce yönetilen bir dünyaya geliyor. Tabiri doğruysa çocuklar yetişkinlerin dünyasında ayakta kalmaya çalışıyor. Bu kolay bir iş değil. Yetişkinlerin çoğu da çocukların işini kolaylaştırmıyor hatta zorlaştırıyor. Çocuklara yönelen hak ihlalleri büyük çoğunlukla yetişkinlerden geliyor ve aradaki güç dengesizliği üzerine inşa ediliyor. Çocuklar çevrelerindeki yetişkinlere bağlı ve bağımlı yaşıyorlar. Yetişkinler ise sahip oldukları gücü (ekonomik, sosyal, bilgisel, bedensel vb. güçleri) çocuğun üzerinde tahakküm kurmak için kullanıyorlar. Bu tahakküm çocuklara yönelen hak ihlallerinin en sert biçimleri olarak bazen fiziksel şiddet olarak ortaya çıkıyor, bazen çocuk işçiliği bazense cinsel istismar olarak…. Bunların yanı sıra ve çok daha yaygın şekilde çocukların maruz kaldığı ihlaller genellikle görünmez olanlar. Örneğin çocuğun ihmali de bir hak ihlali ve çok yaygın. Bazen de çocuğun iyiliğini düşündüğünü söyleyen yetişkinlerin yaptıkları hak ihlaline sebep oluyor ki en görünmez ve yaygın olan ihlaller bunlar. Oysa haklar, onur ve özgürlükler bakımından iki eşit yurttaş olan bir yetişkinle çocuk arasındaki ilişki de eşit olmalı.

Çocuklar haklarını nasıl elde eder?

Ne yazık ki çocukların hak arama yolları çeşitli sebeplerle ya kapalı ya da çocukları baş edebileceğinin ötesinde karmaşık. Ama her iki durumda da sorunun kaynağı yetişkinlerin yaklaşımı. Toplum çocuğa hak sahibi, eşit bir birey olarak bakmadığı ve saygı göstermediği için hak arama sürecinde çocuğun karşısına çıkan yetişkinler onu ciddiye almıyorlar. Bu da pek çok hak ihlaline karşı çocukları yalnız ve korunmasız bırakıyor. Oysa uygun araçlar ve ortam sağlandığında çocuklar da haklarını arayabilirler, arayabilmeliler. Çocukların hak arama yolları bu kadar zorluyken iyi örnekler de yok değil. Örneğin, BM Çocuk Hakları Komitesi hak arama yolları içinde apayrı bir yerde duruyor. Çocukların komiteye bireysel başvuru yapmaları mümkün. Diğer bir mekanizma ombudsman ya da Türkçe karşılığıyla söylersek kamu denetçiliği. Kamu denetçiliği içinde çocuklarla ilgili konulara bakan ayrı bir denetçi ve birim var. Çocuklar karşılaştıkları hak ihlalleriyle ilgili kamu denetçisine başvurabilir. Henüz çok etkin çalışmasa da başvuruların sayısı arttıkça bu mekanizmanın etkinliği de artacaktır.

20 Kasım 2018, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nin oluşturulmasının ve Dünya Çocuk Hakları Günü ilanının 29. yılı. Sözleşmeyi 190’ın üzerinde ülke imzaladı ama çok ilerleme kaydedilmedi. Bu kapsamda Dünya Çocuk Hakları Günü’nün önemini nasıl değerlendirirsiniz?

Uluslararası sözleşmeler ve insan hakları belgeleri tarihin geldiğimiz noktasında bir aşamadır ve birer insanlık başarısıdır. Bu açıdan baktığınızda BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme tam da dediğiniz sebeple var ve önemli. Aradan geçen 29 yılda pek çok devletin sözleşmeyi imzalayarak çocuklara verdiği sözleri tutmadığı açık ancak bunca kötülük ve hak ihlaline rağmen tam da sözleşmenin varlığı ve etkisi sebebiyle engellenen hak ihlalleri de var. Sözleşmenin varlığına ve etkisine iyi tarafından bakıp gücünü hak ihlallerini azaltma, engelleme yönünde kullanacak olan mücadeleyi örgütlemek lazım.

Türkiye, bu sözleşmeyi ne zaman ve hangi koşulla kabul etti?

Türkiye sözleşmeyi imzalayan ilk ülkelerden birisi. Meclis’te kabul edilerek onaylanması ise biraz zaman alıyor. O dönem bu yönde kampanya yürüten çocuk hakları savunucularının çabaları sonucu sözleşmenin yayımlanmasından ancak altı yıl sonra 1995’te mecliste onaylanarak yürürlüğe giriyor. Ne yazık ki Türkiye sözleşmenin üç maddesine Lozan Antlaşması’nı gerekçe göstererek çekince koyarak imzalıyor. Bunlar 17, 29 ve 30. maddeler. Azınlık haklarıyla ilgili yanlış bir değerlendirme sebebiyle konan bu çekincelerin aradan geçen 29 yıla rağmen kaldırılmamış olması üzücü.

Nasıl bir çocuk politikası oluşturulmalı?

Öncelikle bütüncül olmalı. Çocuk politikası çocuğu sadece eğitim sistemi içinde ele alan genel yaklaşımın aksine çocuğu hayatın her alanında hak sahibi eşit yurttaşlar olarak kabul eden bir temel üzerine inşa edilmeli. Buna bağlı olarak çocuğu özne olarak ele alan, çocuğun hayata katılımını, karar alma mekanizmalarına katılımını olanaklı kılacak bir yaklaşımla hazırlanmalı.

Çocuk haklarının kağıt üzerinde kalmaması için yerel yönetimlere düşen görevler nelerdir?

Yerel yönetimler çocuğu duyacak, dinleyecek mekanizmalar geliştirmeliler. Çocuklarla konuşan, onların düşüncelerine değer veren bir yaklaşım iyi bir başlangıç olacaktır. Yerel yönetime düşen öncelikle bu iletişimi ve eşitlik ilişkisini kurmak. Böylesi bir ortam oluşturulduktan sonra gerisini zaten çocuklar söyleyecektir.

Peki, ebeveynler nelere dikkat etmeli?

İnsan hakları açısından bakıldığında ebeveynlerin çocukları üzerinde hakları değil, çocuklara karşı sorumlulukları vardır. Ebeveynler çocukları ile ilgili bakış açılarını bu yönde değiştirerek başlayabilir. Ve kendilerini ifade edebilecekleri alanları çoğaltmak, eşit ilişki geliştirmek. Sonrası mı? Şairin dediği gibi “sonrası iyilik güzellik”.