Başrahip Tatul Anuşyan yarım asra yakındır Şişli sakini. Din adamı olmak çocukluk hayali. Ama araya giren 15 yıllık bir turizm kariyeri var. 35’inde yeniden kiliseye döndükten sonra aralarında Patrikhane Genel Sekreterliği ve Ruhani Meclis Başkanlığı olmak üzere pek çok önemli görevde bulundu. Anuşyan ile şu anda görev yaptığı Surp Vartanants Ermeni Kilisesi’nde buluşup Şişli’de geçen hayatını konuştuk.

 

Söyleşi: Melis Alphan / Gazeteci – Fotoğraf: Emrah Temel

İstanbul’un hangi semtinde doğdunuz?

1966’da Yedikule’de doğdum. Beş yaşındayken Şişli’ye taşındık. 45 yıldır Şişli’de oturuyorum.

 

Aileniz neden Şişli’ye taşındı?

Mahalle profili değişmiş, eski kalite düşmüş. Şişli’nin yaşanabilecek, kaliteli muhit olduğunu düşünmüşler. Bugün halen öyle. Şişli, Avrupa yakasında yaşanacak en kaliteli, canlı ve sakinlerine her şeyi verebilen muhit.

 

Nerede oturuyordunuz?

Bomonti’de. Okuduğum Bomonti Ermeni Katolik İlkokulu, İzzetpaşa Caddesi’nde evimizin karşısındaydı.

Çocukluğunuzu nasıl hatırlıyorsunuz? Sokaklarda oynar mıydınız?

Bizim kültürümüzde evdeki meşgalelerden sokak oyunlarına çok vakit kalmazdı. Evde bir eğitim kültürü vardı; dersler, ödevler bitecek, müzikle uğraşılacak, kitap okunacak… Ermeni kültüründe çocuğu faydasız bir oyuna sevk etmemek önemlidir. Elbette boş zaman olunca sokağa da çıkılır ama ben sokak oyunlarını sevmezdim.

Babanız ne iş yapardı?

Babam elektronikçiydi; amplifikatör yapardı. O zamanın elektronikçileri Karaköy’de,

plak şirketlerinde üretim yaparlardı.

Kiliseyle ilişkiniz nasıl başladı?

Din, kültürün bir parçasıdır. İçinden dini çıkarttığımız zaman o kültür topal kalır. Sadece dille kültür üretilmez. Nasıl ki müzik, edebiyat, mutfak kültürün parçasıdır, din de öyle. Kimi alanda daha şamildir, yayılmıştır, kimi alanda pek yayılmamıştır. Ancak kültürün içinde olmaması düşünülemez. Ermeni kültüründe her pazar dua etmeye gidersiniz. Ben de giderdim annem ve babamla.

Kiliseye dair ilk anınız nedir?

Dört yaşındaydım. Kilisenin kapısından girdik. Annem “Hadi sen de dua et” dedi. Hemen en öne koşup dua ettim.

Ne için dua ettiğinizi hatırlıyor musunuz?

Anneme babama sağlık ver, diye dua etmiştim.

O yaşlarda ileride din adamı olmak gibi bir hayaliniz var mıydı?

Rahip olmaya 11 yaşında karar verdim. Bu bir çağrıdır. Onu farklı şekillerde hisseder, bazen adını koyamazsınız. Tabii Tanrı sizi hazırlanmamış olarak hizmete kabul etmez. Çünkü din adamı olmak hizmet etmek demektir.

Siz de liseyi bitirir bitirmez bu çağrının peşinden mi gittiniz?

Üniversitedeyken, patrikhane gibi kurumlardaki bazı idarecilerin tavırları yüzünden rahiplik düşüncesinden uzaklaştığım bir dönem girdi araya. Bir yolda başarılı ilerlemeye başlarsanız birileri yolunuza taş koyar. Benim de yeniden yolumu çizmem gerekiyordu; turizm sektörünü seçtim; 15 yıl acentecilik yaptım. Ama o dönem bile kiliseden uzak kalmadım; okuyucu olarak devam ettim; neticede bu da bir hizmet. Daha sonra rahiplik düşüncesinden beni uzaklaştıran patriklikteki yetkililer geri çağırdı. Bana haksızlık yapıldığını ve benden zarar gelmeyeceğini anlamışlardı.

Turizm sektöründe geçirdiğiniz 15 yılı kayıp olarak görüyor musunuz?

Bu bizim gözümüzde kayıp ama Tanrı’nın hesapları böyle değildir. Tanrı insanları hizmete hazırlar; bir şeyler öğretir, bir kalıba sokar. Bir huni düşünün; huninin en geniş tarafından başlarsınız o delikten geçecek hale gelirsiniz. Hayat öyle bir şey. Uzun bir hazırlık dönemi var, sonra da kısa bir hizmet dönemi. İnsan hayatı aslında o kadar kısa ki… Din adamı olmak için de birçok şey öğrenmemiz gerekiyor. Kilisede kutsal kitabı öğrenmekle bitmiyor; hayatı ve insanları tanımanız, sabrınızın gelişmesi, insan ilişkilerini geliştirmeniz gerekiyor. Sosyoloji, psikoloji, felsefe, edebiyat; bunları bilmek zorundasınız. Ancak bilginiz ve tecrübeniz arttıkça insanlara yardım edebilirsiniz. O tecrübe ve bilgiyi edinmek gerekiyor.

Size hangi görev verildi? O günden bugüne neler yaptınız?

Patriğin Özel Sekreteri olarak işe başladım. Sonra Patrikhane Genel Sekreterliği yaptım. Bunlar Patrikhane içinde önemli görevlerdi. 2003 yılında rahip takdis edildim. Sonrasında Lübnan’daki manastırımıza iki yıllık eğitime gittim. Eğitimin ertesinde bir yıl orada eğitmenlik yaptım. Ardından İstanbul’a dönüp hem Patrikhane’de hem de kiliselerde görev almaya başladım. 2006 yılından beri Surp Vartanants Ermeni Kilisesi’ndeyim. 2003 – 2015 yılları arasında Adalar’da, beş yıl kadar da Galata Kilisesi’ndeydim. Beş yıl ruhani meclis başkanlığı yapıp istifa ettim. Bunların hepsi hizmet dönemleridir. Oradaki hizmetimin bitmiş olduğuna inandım ama çağrıldığım yerde hizmete hep devam ettim. Din adamlığı böyledir.

İnancınız gereği evlenemiyorsunuz. Bu kararı vermek zor olmadı mı?

Zor olmadı aslında. Çünkü 35 yaşına gelmiş, hayatı tanıyan, bilen, turizmcilik yapmış bir insanın artık gözü dışarıda olmuyor. Çocuğum olsun isterdim… Ama Tanrı onu da başka türlü verdi, bütün cemaatimin çocukları benim de çocuklarım…

Teknolojinin hayatımıza en hızlı etki ettiği çağdayız. Bu sizin çalışma biçiminizi nasıl değiştirdi?

Bizim işimizi kolaylaştırdı. Mesela Facebook, Instagram gibi platformlar aracılığıyla insanlara daha hızlı ve kolay ulaşabiliyoruz. Diyelim bir ayin olacak, kilisenin kapısına bir ilan yapıştırsam kimse geçerken okumaz. Ama Instagram’a bir şey koyduğum zaman hemen herkes haberdar oluyor. Bir bakıyoruz herkes geliyor.

Çocukluğunuza kıyasla bugün kiliseye katılımda düşüş var mı?

İnsanların ilgi alanları değişti. Pazar günü yüzme ya da satranç kursuna giden çocuk kiliseye gelemiyor. Ama bizimkiler yine mutlaka pazar günü kiliseye uğrar, mum yakar, dua eder, biraz kalır. O alışkanlık sürüyor. Dua edecek mutlaka, bir süre ayini duyacak. Baştan sona kalan da var. Bu kilisenin boş olduğunu ben hiç görmedim.

Bir gününüz nasıl geçiyor?

Gün benim için en geç 07.00’de başlar. Babam ve kardeşlerimle yaşıyorum. Kahvaltımı kendim hazırlarım, en geç 08.00’de evden çıkarım. Bazı günler sabah beşte uyanıp çalıştığım olur; okuma, yazma vs. Sabahın sakinliğiyle daha iyi çalışıyorum. Gün ışımadan sabah çok erken bilgisayarın karşısında, gece iki saatte yapacağım şeyi 15 dakikada yapabiliyorum. Pazartesi ve salı günleri evden çıkıp okula, diğer günler patrikhaneye gidiyorum. Şu anda patrikhanede ayinlerden ve din adamlarından sorumlu başrahibim. Türkiye’deki bütün kiliseler, ayinler, din adamlarının sevki benim kontrolümde. Bütün vaftizler, düğünler, cenazeler, her şey… Cumartesi ve pazar günleri bu kilisedeyim. Akşamları organizasyonlar, konferanslar, konserler, cemaat faaliyetleri, edebiyat faaliyetleri olabiliyor. Eve gitme saatim belli değildir. Bu koşuşturmanın içinde hasta olmaya vakit bulamadan çalışıyoruz.

Tatile gidiyor musunuz?

Artık kaçırmıyorum. Son beş yıldır tatil yapıyorum. Bizim tatilimiz en fazla yılda iki hafta. Tatil yapmadığınız zaman işe yaramıyorsunuz. Bazen iş seyahatlerini tatile çevirdiğim olur. Yazları kardeşlerimle veya bir arkadaş grubumla Yunanistan’a tatile giderim. Kur yükselmeden önce fiyatlar çok iyiydi ama önümüzdeki yaz eskisi gibi olamayacak. Bir yıl Balkan turuna çıkmıştım. Çok güzel, çok hesaplıydı. Karadeniz’i görmek istiyorum.

Şişli’de oturmasanız İstanbul’da nerede oturmak isterdiniz?

Turizmciyken Bağdat Caddesi’nde çalışmıştım, o tarafı beğenirim. Bir ara o tarafa taşınmayı düşündüm ama vazgeçtim, orası ayrı bir dünya. Şişli’de kendimi güvende hissediyorum. Burası farklı. İstanbul dışında zor yaşardım. Deniz olmayan yerde zorlanırım. Mümkünse İstanbul dışına çıkmayayım, hatta Şişli dışına da çıkmayayım…

Pazara gider misiniz?

Çocukluğumdan beri en çok sevdiğim şey pazarı gezmektir. Pazartesi veya Perşembe gitmem gereken bir iş yoksa veya patrikhanede değilsem gidebiliyorum. Pazardaki canlılık, tazelik, bereket bana iyi geliyor. Marketten de alışverişi severim.

Evde işbölümü nasıl yapılıyor?

Kim müsaitse, hangi iş yapılacaksa, işi o yapar.

Yemek yapar mısınız?

İyi yemek yaparım ama fırsat olmuyor. Ayaküstü bir şey yapmak başka bir şey. Genelde kardeşlerim yemek yapar.

En sevdiğiniz yemek nedir?

Hiç ayırt etmem. Ama 40 yıl yemesem aramayacağım yemek yerelmasıdır.

Hızlı kentleşme, kültürel ve toplumsal anlamda İstanbul’da yaşayan Ermeni cemaatini nasıl etkiledi?

Hızlı kentleşme bazı insanları ekonomik nedenlerle Şişli’nin dışında daha modern, hesaplı yapılara yöneltti. Şişli pahalı. Çok merkezi, depreme dayanıklı bir bölge; ev kiraları yüksek. Gecenin hangi saati olursa olsun, evin kapısından çıktıktan sonra 100 metre içinde elzem olan aradığınız her şeyi bulursunuz.