Benim kızım büyüyecek bilim insanı olacak

Türkiye, Peru ve Kanada’nın girişimleriyle; 2012 yılında Birleşmiş Milletler’in (BM) 11 Ekim’i, “Dünya Kız Çocukları Günü” ilan etmesi; kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi ve insan haklarından tam ve etkili yararlanmaları amacını taşıyor.

 

Yazı: Serpil Yılmaz / Gazeteci

UNICEF’in yayınladığı raporlara göre, cinsiyetçilik oldukça küçük yaşlarda başlıyor. Yapılan araştırmalara göre, dünya genelinde her 7 saniyede bir kız çocuğu evlendiriliyor. Türkiye’de son 6 yılda evlenmek zorunda bırakılan kız çocuğu sayısı “resmi” rakamlara göre 232 bin ve bunların 142 bini çocuk anne olmuş.

2003 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın UNICEF ile başlattığı “Haydi Kızlar Okula” kampanyası 2008 yılında sonlandırılırken, amaca ulaşıldığı belirtilmiş, bu dönemde 223 bin kız çocuğunun okullu olduğu bilgisi paylaşılmıştı. İlköğretim çağında olup okula gitmeyen kız çocuklarının, aynı durumdaki erkek çocukları sayısından 600 bin fazla olduğunu iddia ediliyor.

Son 4 yıllık sürede örgün öğretim sisteminden kopan kız çocuklarının sayısı, erkek çocuklarının üzerine çıkıyor.

 

ENDÜSTRİ 4.0’IN YOKSULLARI

Küresel kapitalizm robotlaşma ve otomasyona dayalı üretim araçlarına sahip olurken, üretim ilişkilerinde cinsiyetçi ayrım; ezilenler sınıfında kadınları en alt katmanda yedeklemeyi sürdürüyor.

Almanya’nın dünyaya pompaladığı “Endüstri 4.0” kavramı, emek piyasasında işsizlik ve yeni iş alanları çerçevesini çiziyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) öngörülerine göre, sanayide dijitalleşme mevcut çalışanların en az yüzde 40’ını olumsuz etkileyecek.

McKinsey Küresel Enstitüsü’nün verilerine göre 2030 yılına kadar küresel iş arzının yüzde 14’üne denk gelen 400 milyon istihdam kaybı yaşanacak.

Teknolojinin gelişmesine paralel olarak farklılaşan iş alanları ve iş yapma modelleri; 555 milyon yeni iş gücü talebi ortaya çıkıyor. Dünya teknolojiyi üretenler ve tüketenler olarak bloklaşıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifine yaslanan “dijital devrim” çağı, bilim üretenler ve tüketenlerin tarihini yazacak.

Bilim alanındaki araştırmacıların sadece yüzde 30’u, Nobel ödülü kazananların ise sadece yüzde 3’ü kadın.

Dünya genelinde her 3 araştırmacıdan biri kadın ve yüksek akademik pozisyonların yüzde 11’inde kadınlar bulunuyor.

Son 10 yılda bilimsel araştırmalarda kadınların oranının yalnızca yüzde 12 arttığı görülüyor.

2015 UNESCO raporuna göre, Türkiye’de 10 yılda bilim kadını sayısı iki kat arttı. Bilim alanında kadınlarımızın payı yüzde 36 olarak öne çıkıyor. Son üç yılda bilim alanındaki veriler bizi ne kadar umutlandıracak, kuşkuluyum. Zira yurtdışına giden nitelikli ve üniversitelerden ayrılan bilim insanlarının sayısını tam olarak bilmiyoruz.

 

BİLİM DÜNYASININ KADINLARI

İş dünyası yürüttükleri sosyal sorumluluk projelerinde kadın güçlenmesini amaçlayan “rol model” programlarını destekliyor. Ancak bu çabalar; organize ve etkin çalışmalara evrilemiyor.

 

Bülent Ezcacıbaşı yazdığı kitabında Albert Einstein’a atfedilen “Örnek olmak, insanları etkilemenin en iyi yolu değildir. Tek yoludur” sözünü anımsatıyor. Geçen yıl güzellik markası L’oreal ile UNESCO işbirliği ile bundan 20 yıl önce hayata geçirilen “Bilim Kadınları İçin” programının Paris’teki ödül törenindeydim. Beş kıtadan bir üstün bilim kadınını 100 bin Euro ile ödüllendirilen program, 15 genç ve yetenekli bilim kadınına da “Uluslararası Yükselen Yetenek” ödülü veriyor. Kadınların bilime olan katkısına, bilimde cinsiyet eşitliğine dikkat çekmeyi ve rol modeller oluşturmayı hedefleyen program, son 16 yıldır Türkiye’de de uygulanıyor. Bu süreçte Türkiye’de burs desteği alan 94 bilim kadını arasından Prof. Dr. Ayşe Erzan 2003 yılında “Uluslararası Büyük Ödül” almıştı.

 

2018 yılı için “Malzeme Bilimleri” ve “Yaşam Bilimleri” kategorilerinde seçilen altı genç (40 yaş altı) bilim kadınına, araştırmalarında kullanılmak üzere 50 bin TL burs veriyor. Malzeme Bilimleri kategorisinde Dr. Serim Kayacan İlday (Bilkent Üniversitesi, Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi-UNAM), Dr. Sündüs Erbaş Çakmak (Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi, Tarım ve Doğa Bilimleri Fakültesi) ve Doç. Dr. Yasemin Yüksel Durmaz (İstanbul Medipol Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Biyomedikal Mühendisliği Bölümü); Yaşam Bilimleri kategorisinde Dr. Ceyda Açılan Ayhan (Koç Üniversitesi, Tıp Fakültesi), Dr. Nurcan Tunçbağ (Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Enformatik Enstitüsü Sağlık Bölümü) ve Dr. Selvi Durmuş Erim (İstinye Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı) 2018’in “Bilim Kadını” olarak ödül almaya hak kazandı. Bu yıl Paris’te düzenlenecek ödül töreninde Türkiye’yi, “Uluslararası Yükselen Yetenek” seçilen Doç. Dr. Duygu Sağ temsil edecek. Bu ödüle önceki yıllarda da Doç. Dr. Bilge Demirköz, Doç. Dr. Ahu Arslan Yıldız layık görülmüştü.

Diyanet İşleri Başkanlığı açıkladı; 4 – 6 yaş grubunda Kuran-ı Kerim’i ezberlemek üzere hafızlık eğitimi veren kurslara devam eden 140 bin çocuğumuz varmış. Mevcut belgeli hafız sayısının 150 bin civarında olduğunu hesaba katarsak, bu sayı hiç de az değil.

Eğitim iştahını bilimsel çalışmalarda da gösterebiliriz. Zor değil, yeter ki ulusal kalkınma stratejisini “bilim üretenler” üzerine kuralım…