Kızınız İçin Küçük, İnsanlık İçin Büyük Adımlar…

Yazı: Peride Ruşen

Küçük yaştan itibaren ev işleri için eğitiliyor; susmaya, “namuslu” olmaya, itaat ve hizmet etmeye yönlendiriliyorlar. Büyüdükçe okul yollarına taşlar, evlerinin pencerelerine dikenli teller döşeniyor. Bazıları “köyün en son çitinde dünyanın bittiğine” inandırılıyor.

Dizlerini dövmemek için onları dövüyor, davulcu ya da zurnacıya varır diye yakalarını bırakmıyorlar. Sonra da çocuk yaştayken ailenin isteği, çoğunlukla yaşlı damatlara “veriyorlar”. Kaşık düşmanı çocuk, anneliği, şiddeti ve hayallerini unutmayı o yaşta öğreniyor.

Okula gidebileni tıpkı gidemeyenler gibi evde, sokakta, okulda, gönderildiği yurtta, her yerde kaçırılmak, istismar edilmek, öldürülmek tehlikesi bekliyor. Öldürülse bile suçlu olmak!

UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) verilerine göre dünya genelindeki 1,1 milyar kız çocuğunun 62 milyonu okula gitmiyor, 16 milyonu okula başlayamama riskiyle karşı karşıya. 15 – 19 yaş arası her 7 kız çocuğundan biri zorla evlendiriliyor. Her 10 dakikada bir kız çocuğu, şiddet yüzünden ölüyor.

Oraya bile varamayanlar var: Gökyüzünün Yarısı adlı kitapta toplanan araştırmalar, her yıl 2 milyon kız çocuğunun cinsiyet ayrımı yüzünden daha doğmadan hayata katılma şansından mahrum bırakıldığını gösteriyor. Ortalama 100 bin genç kız kaçırılarak genelevlere satılıyor. Bu, 18. ve 19. yüzyıllarda her yıl Batı’ya taşınan Afrikalı kölelerin sayısından fazla…

2018 Türkiye’sinde de fotoğraf böyle karanlık. Gün geçmiyor ki bir istismar soruşturması, bir ihmal davası, bir erken yaşta zorla evlilik vakası, kaçırılıp öldürülme haberi duymayalım. Son 8 yılda kaybolan çocuk sayısı dile kolay: 104 bin.

 

OKUMAK ÖZGÜRLÜKTÜR, KAÇIRILMAK NE?

Bu yazı yazılırken, bir çocuk daha: Karslı Sedanur. Birkaç ay önce köyünün ziyaretçilerine kocaman gülümseyerek poz vermiş, okumak, hemşire olmak istediğini söylemişti. Elinde “okumak özgürlüktür” yazan renkli bir karton taşıyordu. İzin vermediler; kaçırıldıktan sonra cansız bedeni bulunan küçük kızlar istatistiklerinde bir rakam oldu.

Neden sorusuna verilecek çok cevap var. Ama en başından başlarsak; doğduklarında erkek çocuğu “müjde” ise, kız çocuğu “odadaki sessizlik” de ondan. Erkek çocuk sünnet olurken “aslanım, koçum”, kız çocuk ilk adet gördüğünde “yediği tokat” var…

Bacaklarını topla kızım fakat göster oğlum amcalara veya 15’lik kız ya erde gerek ya yerde zihniyeti 2018 yılında hâlâ işe yarıyor.

MAVİ – PEMBE AYRIMCILIĞI

Daha hayata gelmeden mavi – pembe ayrımıyla toplumsal cinsiyet rolleri giydirilen çocukların geleceğin ezen – ezilen yetişkinlerine dönüşmesine sayısız örnek verilebilir ama buraya sığmaz. Kısacası pembelere evin dört duvarı reva görülürken mavilere dünyanın geri kalanının bahşedilmiş olmasıdır. Bu eşitsizlik, kız çocukları aleyhine katlanarak yetişkinliğe uzanıyor. Nesiller değişiyor; eşitsizlik, ayrımcılık, hak ihlalleri, köyde ya da şehirde, eğitimsiz ve yoksul ya da eğitimli ve zengin ailelerde, dolayısıyla tüm toplumda baki kalıyor. Toplum cinsiyetlere göre rol biçtikçe de baki kalacak gibi görünüyor.

Elbette bunu tersine döndürmeyi amaçlayan çalışmalar, (son yıllarda çok azalsa da) yasal değişiklikler, önleme ve koruma uygulamaları, sağda solda uçuşan, çoğunlukla havada asılı kalan pozitif ayrımcılık lafları var ama fotoğrafın rengi henüz değişmiyor.

 

İtiraz edenler, kendi yolunda dirayetle yürüyenler, evin tel örgülerini yırtanlar, destekçiler yok mu? Var tabii. Hem de çok ve iyi ki varlar. Ama hâlâ bir genç kızın sokakta yüksek sesli gülüşünü dondurmak isteyenlerle dolu dünya. Baskıyla, şiddetle, tecavüzle gücünü gösterdiğini sananlarla… Sokakta kadın görmek istemeyen muhafazakârlar ve bu düzen işine gelen modernlerle… Fakat Türkiye’nin bütün bunlardan sorumlu kişi ve kurumları, imzalanmasına ön ayak oldukları, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak İstanbul Sözleşmesi’nden başlayarak fotoğrafı değiştirmek için adım atmayı çoktan bıraktı. Bırakmakla da kalmadı, büyük mücadelelerle kazanılan haklarda geri saymaya başladı.

 

Yeniden dizleri… Pardon suçlular yerine kadınları ve kız çocuklarını dövmeye karar verdiler: İnsan Hakları Derneği verilerine göre son 10 yılda çocuk istismarı 10 kat arttı ve Türkiye’yi bu “dalda” dünya üçüncüsü yaptı. Mahkemeler, “rızası vardır diye suçlanan çocuklar ve “saygındır” denilerek salınan istismarcılarla doldu.

 

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na göre 2017 yılında 387 çocuk cinsel istismara uğradı ki hepimiz biliyoruz, cinsel suçların yüzde 46’sı çocuklara karşı işleniyor, bu sadece konunun mahkemelere yansıyanı. Yine çok iyi biliyoruz ki Türkiye’de kız çocuklarının çok büyük bir kısmı, evin sorumluluklarını üstlenmek için eğitim hayatına son veriyor. Aile içinde kadına yönelik şiddetle çocuklara yönelik şiddet arasında sıkı ilişki bulunuyor. Her gün 47 bin 700 kız çocuğu evlendiriliyor. Ya çocuk anneler? Onu da İnsan Hakları Derneği söylüyor: Son 16 yılda 440 bin!

 

HATIRLAMAK YETMEZ, HERKES BİR YERDEN BAŞLAMALI

Kız çocuklarının yaşadığı şiddet türleri bir değil, üç beş değil ama sonuç olarak hepsi, doğduklarında içine tıkıldıkları pembe toplumsal cinsiyet rollerine bağlı. “Zihniyet değişir her şey değişir”, “kadın güçlenir, toplum güçlenir” gibi laflar boşa değil. 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü, bütün bunları hatırlamak için iyi bir vesile. Ama hatırlamak ve şu aralar pek de istekli olmayan devletten beklemek yetmez; herkes bir yerden başlamalı. Kızınız için küçük, insanlık için büyük adımlar atın, onları erkek çocuklarınızdan ayrı yere koymayın, erkek çocuğunuz da masayı toplasın, kızınız da bisiklete binsin. Kızınızı mühendislerin, doktorların istemesini beklemeyin, artık “benim kızım büyüyünce bilimci, sanatçı, pilot, çok iyi şoför olacak” deyin. Hür doğsun, hür yaşasın, dünya kurtulsun.