11 EKİM DÜNYA KIZ ÇOCUKLARI GÜNÜ

GELECEĞİN UMUDU KIZ ÇOCUKLARI

2011 yılında Türkiye, Kanada ve Peru tarafından yapılan girişimler sonucu Birleşmiş

Milletler tarafından ilan edilen “Dünya Kız Çocukları Günü” 2012 yılından bu yana

kutlanıyor. Gün kapsamında kız çocuklarının insan haklarını güçlendirmek, yaşadıkları ayrımcılık, istismar ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmek amacı ile çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor.

İlk defa 1989 yılında kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi ile dünya üzerindeki bütün çocukların ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler gözetilmeden eşit olduğunu belirtildi. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili beşinci maddesinde de, kadınlar ve kız çocuklarına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasının, temel insan hakkı olmasının yanında sürdürülebilir kalkınmayı hızlandırmak için kritik önem taşıdığı da vurgulanmakta.

Uluslararası standartlara göre atılan adımlara rağmen hâlâ tüm çocuklar için hakların eşit ve erişilebilir olduğunu söylemek mümkün değil. Dünya ve Türkiye’deki duruma baktığımızda karşımıza çıkan tablo cinsiyetçilik ve eşitsizliklerin çok küçük yaşlarda

başladığını ortaya koymakta. Aile içinde kız ve oğlan çocuklarına farklı roller biçilmesi ile ilişkili olarak anne karnında başlayan süreç kız çocuklarının daha az beslenme, bedensel gelişim ve motor becerilerinde gerilik yaşamalarının yanında kendini gerçekleştirme, bireyselleşme, girişkenlik, karar alma becerileri gibi konularda da oğlan çocuklarına göre daha pasif kalmalarına sebep oluyor.

 

Yapılan çalışmalar, kız çocuklarının oğlan çocuklarına göre daha dezavantajlı durumda kaldığını gösteriyor. Okulu terk etme, hedefleri peşinden gitmek yerine ev işleri ve aile sorumluğunu üstlenmek zorunda kalma, aile geçimini sağlamak için çalıştırılma, erken ve zorla evlendirilme, namus suçları, ihmal, istismar ve cinsel şiddet gibi olgular kız çocuklarını daha fazla tehdit ediyor.

 

KIZ ÇOCUKLARININ GÜÇLENDİRİLMESİ

Bu bağlamda kızların güçlenmesi için atılacak adımlar ve sorumluluk alması gereken

birçok aktör var. Toplumsal cinsiyet eşitliği temelli ayrımcılığın önlenmesine yönelik gerekli adımların atılması, eğitim hizmetlerine katılımın önündeki engellerin kaldırılması, sağlık hizmetlerine erişimin sağlanması, karar alma süreçlerine katılım, çocuk yaşta evlilik başta olmak üzere her türlü ihmal, istismar ve ayrımcılıkla kararlı bir mücadele kız çocukların güçlenmesi için atılması gereken adımlar arasında.

 

Tüm bunlarla bağlantılı olarak toplumda da çocuk hakları kültürünün oluşturulması gerek. Çocuklar için iyi şeyler yapma düşüncesi hak temelli olarak ele alınmalı. Bu şekilde yapılacak çalışmalar çocukların birey olarak kabul edilmesi, karar alma süreçlerine katılımı ve haklarını tam ve etkin olarak kullanabilmelerinin önünü açacaktır.

 

Çocuk Hakları Sözleşmesi, Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri başta olmak üzere kabul edilmiş uluslararası anlaşmaların hayata geçirilerek, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığı, çocuk hakları kültürünün yerleştiği bir dünyada tüm çocuklar haklarına eşit erişim sağlayacak.

GÜÇLÜ KIZ, GÜÇLÜ TOPLUM

Kızların haklara eşit erişimi için, yerel yönetim ve kamu politikalarının kız çocuklarının hak ve taleplerini gözetecek şekilde belirlenmeside büyük önem taşıyor. Şişli Belediyesi,2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri arasında yer alan “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Sağlanması ve Tüm Kadınların ve Kız Çocuklarının Güçlendirilmesi” Beşinci Hedefinin (SKH5) yerelleştirilmesini görev addederek Avrupa Yerel Yaşamda Kadın Erkek Eşitliği Şartı’nı imzalayarak uygulamaya koydu. Eşitlik Birimi başta olmak üzere tüm belediye birimleri toplumsal cinsiyet eşitliğini hayata geçirme yönünde çalışmakta.

 

Kızınız İçin Küçük, İnsanlık İçin Büyük Adımlar…

Yazı: Peride Ruşen

Küçük yaştan itibaren ev işleri için eğitiliyor; susmaya, “namuslu” olmaya, itaat ve hizmet etmeye yönlendiriliyorlar. Büyüdükçe okul yollarına taşlar, evlerinin pencerelerine dikenli teller döşeniyor. Bazıları “köyün en son çitinde dünyanın bittiğine” inandırılıyor.

Dizlerini dövmemek için onları dövüyor, davulcu ya da zurnacıya varır diye yakalarını bırakmıyorlar. Sonra da çocuk yaştayken ailenin isteği, çoğunlukla yaşlı damatlara “veriyorlar”. Kaşık düşmanı çocuk, anneliği, şiddeti ve hayallerini unutmayı o yaşta öğreniyor.

Okula gidebileni tıpkı gidemeyenler gibi evde, sokakta, okulda, gönderildiği yurtta, her yerde kaçırılmak, istismar edilmek, öldürülmek tehlikesi bekliyor. Öldürülse bile suçlu olmak!

UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) verilerine göre dünya genelindeki 1,1 milyar kız çocuğunun 62 milyonu okula gitmiyor, 16 milyonu okula başlayamama riskiyle karşı karşıya. 15 – 19 yaş arası her 7 kız çocuğundan biri zorla evlendiriliyor. Her 10 dakikada bir kız çocuğu, şiddet yüzünden ölüyor.

Oraya bile varamayanlar var: Gökyüzünün Yarısı adlı kitapta toplanan araştırmalar, her yıl 2 milyon kız çocuğunun cinsiyet ayrımı yüzünden daha doğmadan hayata katılma şansından mahrum bırakıldığını gösteriyor. Ortalama 100 bin genç kız kaçırılarak genelevlere satılıyor. Bu, 18. ve 19. yüzyıllarda her yıl Batı’ya taşınan Afrikalı kölelerin sayısından fazla…

2018 Türkiye’sinde de fotoğraf böyle karanlık. Gün geçmiyor ki bir istismar soruşturması, bir ihmal davası, bir erken yaşta zorla evlilik vakası, kaçırılıp öldürülme haberi duymayalım. Son 8 yılda kaybolan çocuk sayısı dile kolay: 104 bin.

 

OKUMAK ÖZGÜRLÜKTÜR, KAÇIRILMAK NE?

Bu yazı yazılırken, bir çocuk daha: Karslı Sedanur. Birkaç ay önce köyünün ziyaretçilerine kocaman gülümseyerek poz vermiş, okumak, hemşire olmak istediğini söylemişti. Elinde “okumak özgürlüktür” yazan renkli bir karton taşıyordu. İzin vermediler; kaçırıldıktan sonra cansız bedeni bulunan küçük kızlar istatistiklerinde bir rakam oldu.

Neden sorusuna verilecek çok cevap var. Ama en başından başlarsak; doğduklarında erkek çocuğu “müjde” ise, kız çocuğu “odadaki sessizlik” de ondan. Erkek çocuk sünnet olurken “aslanım, koçum”, kız çocuk ilk adet gördüğünde “yediği tokat” var…

Bacaklarını topla kızım fakat göster oğlum amcalara veya 15’lik kız ya erde gerek ya yerde zihniyeti 2018 yılında hâlâ işe yarıyor.

MAVİ – PEMBE AYRIMCILIĞI

Daha hayata gelmeden mavi – pembe ayrımıyla toplumsal cinsiyet rolleri giydirilen çocukların geleceğin ezen – ezilen yetişkinlerine dönüşmesine sayısız örnek verilebilir ama buraya sığmaz. Kısacası pembelere evin dört duvarı reva görülürken mavilere dünyanın geri kalanının bahşedilmiş olmasıdır. Bu eşitsizlik, kız çocukları aleyhine katlanarak yetişkinliğe uzanıyor. Nesiller değişiyor; eşitsizlik, ayrımcılık, hak ihlalleri, köyde ya da şehirde, eğitimsiz ve yoksul ya da eğitimli ve zengin ailelerde, dolayısıyla tüm toplumda baki kalıyor. Toplum cinsiyetlere göre rol biçtikçe de baki kalacak gibi görünüyor.

Elbette bunu tersine döndürmeyi amaçlayan çalışmalar, (son yıllarda çok azalsa da) yasal değişiklikler, önleme ve koruma uygulamaları, sağda solda uçuşan, çoğunlukla havada asılı kalan pozitif ayrımcılık lafları var ama fotoğrafın rengi henüz değişmiyor.

 

İtiraz edenler, kendi yolunda dirayetle yürüyenler, evin tel örgülerini yırtanlar, destekçiler yok mu? Var tabii. Hem de çok ve iyi ki varlar. Ama hâlâ bir genç kızın sokakta yüksek sesli gülüşünü dondurmak isteyenlerle dolu dünya. Baskıyla, şiddetle, tecavüzle gücünü gösterdiğini sananlarla… Sokakta kadın görmek istemeyen muhafazakârlar ve bu düzen işine gelen modernlerle… Fakat Türkiye’nin bütün bunlardan sorumlu kişi ve kurumları, imzalanmasına ön ayak oldukları, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak İstanbul Sözleşmesi’nden başlayarak fotoğrafı değiştirmek için adım atmayı çoktan bıraktı. Bırakmakla da kalmadı, büyük mücadelelerle kazanılan haklarda geri saymaya başladı.

 

Yeniden dizleri… Pardon suçlular yerine kadınları ve kız çocuklarını dövmeye karar verdiler: İnsan Hakları Derneği verilerine göre son 10 yılda çocuk istismarı 10 kat arttı ve Türkiye’yi bu “dalda” dünya üçüncüsü yaptı. Mahkemeler, “rızası vardır diye suçlanan çocuklar ve “saygındır” denilerek salınan istismarcılarla doldu.

 

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na göre 2017 yılında 387 çocuk cinsel istismara uğradı ki hepimiz biliyoruz, cinsel suçların yüzde 46’sı çocuklara karşı işleniyor, bu sadece konunun mahkemelere yansıyanı. Yine çok iyi biliyoruz ki Türkiye’de kız çocuklarının çok büyük bir kısmı, evin sorumluluklarını üstlenmek için eğitim hayatına son veriyor. Aile içinde kadına yönelik şiddetle çocuklara yönelik şiddet arasında sıkı ilişki bulunuyor. Her gün 47 bin 700 kız çocuğu evlendiriliyor. Ya çocuk anneler? Onu da İnsan Hakları Derneği söylüyor: Son 16 yılda 440 bin!

 

HATIRLAMAK YETMEZ, HERKES BİR YERDEN BAŞLAMALI

Kız çocuklarının yaşadığı şiddet türleri bir değil, üç beş değil ama sonuç olarak hepsi, doğduklarında içine tıkıldıkları pembe toplumsal cinsiyet rollerine bağlı. “Zihniyet değişir her şey değişir”, “kadın güçlenir, toplum güçlenir” gibi laflar boşa değil. 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü, bütün bunları hatırlamak için iyi bir vesile. Ama hatırlamak ve şu aralar pek de istekli olmayan devletten beklemek yetmez; herkes bir yerden başlamalı. Kızınız için küçük, insanlık için büyük adımlar atın, onları erkek çocuklarınızdan ayrı yere koymayın, erkek çocuğunuz da masayı toplasın, kızınız da bisiklete binsin. Kızınızı mühendislerin, doktorların istemesini beklemeyin, artık “benim kızım büyüyünce bilimci, sanatçı, pilot, çok iyi şoför olacak” deyin. Hür doğsun, hür yaşasın, dünya kurtulsun.

Anama Babama Bayağı Çektirdim

 

Yazı: Nevşin Mengü / Gazeteci

Hep erkek olacağımı düşünmüş annem ve babam. Hatta annemin karnındayken ismimi de koymuşlar: Özgür. 80 darbesi sürecinin sakıncalı isimlerinden.

1 Mayıs’ta doğacakmışım aslında, tam 24 saat sancı çekmiş annem, sonunda vakumla çekmişler; doğmak istememişim herhalde kim bilir. Kız olduğunu görünce üzüldüm aslında, dedi annem, hayatı boyunca çekecek, hep uğraşacak dedim, diye anlattı.

Evcilik pek oynamadım; bir iki Barbie bebeğim oldu. Hatta birini babam ABD’den getirmişti, sahil Barbiesi, mini mini güneş gözlükleri vardı falan, pek havalıydı. Ama daha ekseriyet pelüş hayvan oyuncaklarım vardı, onları severdim. Bebek saçı taramak falan ilgimi çekmedi. Komşunun köpeği Katie’nin tepesindeydim onun yerine bütün gün.

Saçımın taranmasından nefret ederdim, at kuyruğu yapılmasından da… Sonunda dayanamadı annem, Amerikan tıraşı gibi kestirdi ama kısa saçı da hiç sevmedim. O zaman da huysuz bir tiptim yani. Annem hiçbir zaman aman da benim kızım gelin olacak bilmem ne diye sevmedi beni, hiç güzel kızım diye de sevmedi, akıllı kızım diye sevdi hep. Bilerek yapmış, sonradan kendisi anlattı.

Kardeşim doğduğu zaman abla mı demesini isterim, Nevşin mi, diye bana sordular, kararı ben verdim. Abla desin demiştim, keşke Nevşin’i seçseymişim.

İlkokula da beş yaşında başladım ben. Onu da annem babam bana sordu. Bir yaz akşamüstü çağırdılar yanlarına, gerçek okula mı gitmek istersin, anaokuluna mı dediler. Gerçek okula, dedim. Tamam dediler. O zamanlar öyle bir program vardı sanırım, beş yaşında okullu oldum. Zararını görmedim, belki faydası olmuştur, bilmiyorum.

Okula başlayacağım günden bir önceki gece annem yatırdı beni. Öncesinde uzun bir nutuk çekti, hâlâ hatırlarım dün gibi. Uzun uzun anlattı, artık hayata başladığımı, bundan sonra uzun zorlu bir sürecin beni beklediğini, kimseye, hiçbir erkeğe muhtaç olmadan kendi ayaklarım üzerinde durmam gerektiğini anlattı. O konuşma bana kendini o kadar iyi hissettirmişti ki büyüdüğümü anlamış ve cesaretlenmiştim.

Annem de babam da her zaman bu kadar cesaretlendirici olmadı. Yeri geldi sen kız çocuğusun, dediler, annem hep ama evladım burası Türkiye, diye izin vermeyişlerine bahane buldu mesela. Fakat çok dik kafalıydım. Hele azıcık palazlanınca açık olmak gerekirse hiç söz dinlemedim. Derslerim iyi olunca pek bulaşmazlar diye notlarımı hep ortalamanın üzerinde tuttum; bunun haricinde pek laf dinlemedim. Yeri geldi eve geç geldim, yeri geldi gitme dedikleri yere gittim, yeri geldi doğruyu söylemedim, yapma dediklerini yaptım. Pek çok zaman denedim yanıldım, denedim üzüldüm. Bazen de üzdüm, bazen korkuttum.

Ortaokuldaydım sanırım, ailece bir restoranda yemekteydik. Günlük meseleler konuşuluyor falan. Birden çıkış yaptım kendimce evlenmem ben herhalde hiç, sanırım birlikte yaşarım, dedim. Babam kalp krizinin eşiğinden döndü, morardı, fenalaştı adamcağız.

Çektirdi mi bu kız diye sorsanız anama babama, e vallahi çektirdi derler. Çektirecekse kız çocuklar çektirsin arkadaş, bir kere de onlar çektirsin yani, çekmesinler ne var yani!

 

Dünya Onlarla Güzel

 

Yazı: Melis Alphan / Gazeteci

Kutuplaşmış, adaletsizliğin ve ayrımcılığın hüküm sürdüğü bir dünyada umutsuzluğa kapılmak zor olmasa da geleceğe dair umudu diri tutmamızı sağlayanlar var. Kim demiş hep küçükler büyüklerden öğrenecek diye? Bu yazıda sizlere anlatacağım küçük kız çocuklarından yetişkinlerin öğreneceği çok şey var. Aktivizm deyince akla sadece yetişkinler gelmemeli. Bu yazıdaki kız çocukları dünya çapında ses getirmiş önemli aktivistler. Geleceği sımsıkı sahiplenip dünyayı kendi kuşakları için daha iyi bir yer haline getirmeye yeminliler.

 

PLASTİK TÜKETİMİNE SAVAŞ AÇTILAR

10 ve 12 yaşlarındaki kız kardeşler Isabel ve Melati Wijsen, okullarında gördükleri derslerde Nelson Mandela ve Martin Luther gibi lider ve aktivistleri tanıdıktan sonra, “dünya için biz ne yapabiliriz?” diye düşünüp ellerine kâğıt kalem alarak yaşamlarını sürdürdükleri Bali’deki sorunları alt alta yazmaya başladılar. En büyük sorunun plastik poşetler olduğuna karar verdiler. Endonezya, plastik kirliliğinde Çin’den sonra ikinci sırada geliyordu; denizlerdeki plastik kirliliğinin yüzde 10’undan sorumluydu. Bali’de plastik poşetlerin ancak yüzde 5’i geri dönüştürülüyor ama bunun karşılığında her gün 14 katlı bir bina büyüklüğünde plastik atık üretiliyordu. Doğadan kaybolması çok uzun yıllar alan plastik poşetler umursamazca yollara, sahillere atılıyor, cennet adalarından denize taşınarak hem denizi kirletiyor hem de deniz canlılarının yaşamını tehdit ediyordu.

 

Wijsen kardeşler, 2013’te Bye Bye Plastic Bags (Güle Güle Plastik Poşetler) isimli kâr amacı gütmeyen bir oluşum kurarak adalarındaki plastik kirliliğine savaş açtı. Yerel otoritelerin oluşumlarını desteklemeleri için 100 bin imza toplasalar da iki yıl boyunca Bali valisiyle görüşemediler. Hindistan’da Mahatma Ghandi’nin evine yaptıkları ziyaretten ilhamla eslerini duyurabilmek için bu kez açlık grevine başladılar. Tam bir gün sonra valilik kendilerine ulaştı ve bir toplantı ayarlandı. Toplantıda Bali’nin plastik çöplerden arındırılması yolunda birlikte çalışmak üzere anlaştılar. Kız kardeşler Bali’deki okullardan 30 çocuğu daha onlarla birlikte gönüllü çalışmaya ikna etti. Bu çocuklar şimdi adada yerel halkı plastik poşetler yerine bezden, geri dönüştürülmüş kâğıt veya muz yapraklarından yapılmış çantalar kullanma ve atık üretmeme konusunda bilinçlendiriyor.

Güle Güle Plastik Poşetler hareketi bugün Avustralya’dan Singapur’a, Filipinlerden Çin’e, Meksika’dan ABD’ye dünyanın dört yanına yayıldı.

 

GÖÇMEN ÇOCUKLARIN SESİ

21 Ocak 2017’de dünya genelinde başta kadın hakları olmak üzere göçmenler, sağlık hizmetleri, doğanın korunması, LGBTİ hakları, eşitlik gibi konularda gösteriler düzenlendi. İlk gösteri Washington DC’deki Kadın Yürüyüşü oldu. Bu yürüyüşte altı yaşındaki Sophie Cruz, anne babası ve küçük kardeşiyle beraber sahneye çıkıp mültecileri savunan bir konuşma yaptı. Bu, küçücük yaşında mülteci hakları savunucusu olmuş Sophie ile kamuoyunun ilk tanışması değildi. Cruz, annesi, babası ve kardeşiyle Los Angeles’ta yaşıyordu ama annesiyle babası resmi kayıtsız göçmenlerdi. Onu harekete geçirense sınırda sorun yaşamadan Meksika’daki dedesini ziyaret edemeyeceklerini öğrenmesi olmuştu.

2015’te Washington DC’yi ziyaret eden Papa Francis’in kortejine yaklaşıp ikinci denemede kendisini Papa’ya gösterebilen küçük kız, kendisine sarılan dini liderin eline ona özel yazdığı göçmen yanlısı mektubu tutuşturdu. 2016’da Barack Obama’yı ziyaret etmek üzere yeniden Washington DC’ye gitti. Bu kez anne ve babası statülerinden ötürü Beyaz Saray’a alınmadı.

 

“Sevgi, inanç ve cesaretle mücadele edelim ki ailelerimiz yıkılmasın” diyen Sophie göçmen çocukların güçlü sesi oldu.

SATILIK GELİNLER

Sonita Alizadeh, Taliban Rejimi altındaki Afganistan’da büyüdü. 10 yaşındayken ailesi onu para karşılığında evlendirmeye kalktı; Taliban’dan kurtulmak için hep beraber İran’a kaçtılar. İran’da kendi kendine okuma yazmayı öğrenen küçük kız, aynı zamanda tuvalet temizleyerek eve ekmek götürüyordu. Bu sırada İranlı rap’çi Yas ile ABD’li rap’çi Eminem’i keşfetti ve kendi şarkılarını yazmaya başladı. Artık o rap müzik yoluyla, anavatanı Afganistan’daki zorla evliliklere savaş açmıştı. Kız çocuklarının ve kadınların para karşılığında evlendirilmesini, kadınların halka açık yerlerde şarkı söylemesinin yasak olduğu İran’da Satılık Gelinler adlı şarkısıyla protesto etti. Şarkı dünya çapında dinlendi ve Sonita, ABD’de bir lisede okumak üzere burs kazandı. Sonita yazdığı ve söylediği şarkılar yoluyla ülkesindeki erken evliliklerle mücadeleyi sürdürüyor.

 

KÖLELİKTEN LİDERLİĞE

Çocuk hakları aktivisti Payal Jangid bugün 15 yaşında. 2015’te Michelle Obama’ya sarılıp kendini Hindistan’ın en şanslı kız çocuğu gibi hissettiğini söylediğinde henüz 12 yaşındaydı ve çoktandır ülkesindeki kız çocuklarının eğitim hakkı için çalışıyordu. Payal, ülkesi Hindistan’da çocuk köle olmaktan kurtulduktan sonra yaşadığı köyde diğer çocuklarla bir araya gelip kurduğu çocuk konseyi aracılığıyla çocukların özellikle eğitime erişimde yaşadığı sıkıntıları, eğitim hakkını yetişkinlere anlatma görevini üstlenmişti. “Toplumumuzda eğitime yeterince önem verilmiyor ve bizden önceki kuşaklara okulun önemini anlatmak benim görevim” diyen Payal, Michelle Obama’nın kendisine hediye etmek istediği yüzüğü de “Hediye kabul etmem doğru olmaz” diyerek geri çevirmişti.

 

NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ SAHİBİ

Malala Yousafzai 1997’de, dünyada okula gitmeyen çocuk sayısında ikinci sırada olan Pakistan’da bir kasabada dünyaya geldi. Babası bir eğitim savunucusuydu. 2009’da BBC’nin Urduca servisi için takma isimle, okulunun Taliban tarafından saldırıya uğramasından duyduğu korkuyu anlattığı bir blog yazmaya başladı. Okulunun kapanacağı söyleniyordu. Malala ile babası ölüm tehditleri almaya başlasalar da eğitim hakkını savunmayı sürdürüyorlardı.

2011’de Malala Pakistan’ın ilk gençlik barış ödülünü kazandı. Tanınırlığı giderek artınca Taliban öldürülmesine karar verdi. 2012’de maskeli ve silahlı bir kişi okul servisine girerek Malala’yı kurşunladı. Malala İngiltere’de bir hastaneye taşındı ve 2013’e kadar taburcu edilemedi. Malala’ya saldırının ertesinde milyonlarca kişi eğitim hakkı için dilekçe imzaladı ve Pakistan’ın ilk ücretsiz ve zorunlu eğitim kanun tasarısı onandı.

Malala ile babası şimdi eğitim alamayan kız çocuklarının küresel savunucusu. Malala, 2014 tarihli Nobel Barış Ödülü’nün sahibi. 1,1 milyon dolarlık ödülünü Pakistan’da kız çocuklarına ortaokul yapılması için bağışladı.

 

Malala, Sonita, Sophie, Payal, Isabel ve Melati… Dünyanın farklı
bölgelerinden çocuklar hemcinslerinin yaşadığı sorunlara karşı ses çıkarıyor.

Benim kızım büyüyecek bilim insanı olacak

Türkiye, Peru ve Kanada’nın girişimleriyle; 2012 yılında Birleşmiş Milletler’in (BM) 11 Ekim’i, “Dünya Kız Çocukları Günü” ilan etmesi; kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi ve insan haklarından tam ve etkili yararlanmaları amacını taşıyor.

 

Yazı: Serpil Yılmaz / Gazeteci

UNICEF’in yayınladığı raporlara göre, cinsiyetçilik oldukça küçük yaşlarda başlıyor. Yapılan araştırmalara göre, dünya genelinde her 7 saniyede bir kız çocuğu evlendiriliyor. Türkiye’de son 6 yılda evlenmek zorunda bırakılan kız çocuğu sayısı “resmi” rakamlara göre 232 bin ve bunların 142 bini çocuk anne olmuş.

2003 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın UNICEF ile başlattığı “Haydi Kızlar Okula” kampanyası 2008 yılında sonlandırılırken, amaca ulaşıldığı belirtilmiş, bu dönemde 223 bin kız çocuğunun okullu olduğu bilgisi paylaşılmıştı. İlköğretim çağında olup okula gitmeyen kız çocuklarının, aynı durumdaki erkek çocukları sayısından 600 bin fazla olduğunu iddia ediliyor.

Son 4 yıllık sürede örgün öğretim sisteminden kopan kız çocuklarının sayısı, erkek çocuklarının üzerine çıkıyor.

 

ENDÜSTRİ 4.0’IN YOKSULLARI

Küresel kapitalizm robotlaşma ve otomasyona dayalı üretim araçlarına sahip olurken, üretim ilişkilerinde cinsiyetçi ayrım; ezilenler sınıfında kadınları en alt katmanda yedeklemeyi sürdürüyor.

Almanya’nın dünyaya pompaladığı “Endüstri 4.0” kavramı, emek piyasasında işsizlik ve yeni iş alanları çerçevesini çiziyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) öngörülerine göre, sanayide dijitalleşme mevcut çalışanların en az yüzde 40’ını olumsuz etkileyecek.

McKinsey Küresel Enstitüsü’nün verilerine göre 2030 yılına kadar küresel iş arzının yüzde 14’üne denk gelen 400 milyon istihdam kaybı yaşanacak.

Teknolojinin gelişmesine paralel olarak farklılaşan iş alanları ve iş yapma modelleri; 555 milyon yeni iş gücü talebi ortaya çıkıyor. Dünya teknolojiyi üretenler ve tüketenler olarak bloklaşıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifine yaslanan “dijital devrim” çağı, bilim üretenler ve tüketenlerin tarihini yazacak.

Lisede bilim konusunda uzmanlaşmak isteyen kadın oranı yüzde 50’yken üniversitede yüzde 32’ye, master aşamasında yüzde 30’a ve doktorada yüzde 25’lere kadar düşüyor.

Bilim alanındaki araştırmacıların sadece yüzde 30’u, Nobel ödülü kazananların ise sadece yüzde 3’ü kadın.

Dünya genelinde her 3 araştırmacıdan biri kadın ve yüksek akademik pozisyonların yüzde 11’inde kadınlar bulunuyor.

Son 10 yılda bilimsel araştırmalarda kadınların oranının yalnızca yüzde 12 arttığı görülüyor.

2015 UNESCO raporuna göre, Türkiye’de 10 yılda bilim kadını sayısı iki kat arttı. Bilim alanında kadınlarımızın payı yüzde 36 olarak öne çıkıyor. Son üç yılda bilim alanındaki veriler bizi ne kadar umutlandıracak, kuşkuluyum. Zira yurtdışına giden nitelikli ve üniversitelerden ayrılan bilim insanlarının sayısını tam olarak bilmiyoruz.

 

BİLİM DÜNYASININ KADINLARI

İş dünyası yürüttükleri sosyal sorumluluk projelerinde kadın güçlenmesini amaçlayan “rol model” programlarını destekliyor. Ancak bu çabalar; organize ve etkin çalışmalara evrilemiyor.

 

Bülent Ezcacıbaşı yazdığı kitabında Albert Einstein’a atfedilen “Örnek olmak, insanları etkilemenin en iyi yolu değildir. Tek yoludur” sözünü anımsatıyor. Geçen yıl güzellik markası L’oreal ile UNESCO işbirliği ile bundan 20 yıl önce hayata geçirilen “Bilim Kadınları İçin” programının Paris’teki ödül törenindeydim. Beş kıtadan bir üstün bilim kadınını 100 bin Euro ile ödüllendirilen program, 15 genç ve yetenekli bilim kadınına da “Uluslararası Yükselen Yetenek” ödülü veriyor. Kadınların bilime olan katkısına, bilimde cinsiyet eşitliğine dikkat çekmeyi ve rol modeller oluşturmayı hedefleyen program, son 16 yıldır Türkiye’de de uygulanıyor. Bu süreçte Türkiye’de burs desteği alan 94 bilim kadını arasından Prof. Dr. Ayşe Erzan 2003 yılında “Uluslararası Büyük Ödül” almıştı.

 

2018 yılı için “Malzeme Bilimleri” ve “Yaşam Bilimleri” kategorilerinde seçilen altı genç (40 yaş altı) bilim kadınına, araştırmalarında kullanılmak üzere 50 bin TL burs veriyor. Malzeme Bilimleri kategorisinde Dr. Serim Kayacan İlday (Bilkent Üniversitesi, Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi-UNAM), Dr. Sündüs Erbaş Çakmak (Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi, Tarım ve Doğa Bilimleri Fakültesi) ve Doç. Dr. Yasemin Yüksel Durmaz (İstanbul Medipol Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Biyomedikal Mühendisliği Bölümü); Yaşam Bilimleri kategorisinde Dr. Ceyda Açılan Ayhan (Koç Üniversitesi, Tıp Fakültesi), Dr. Nurcan Tunçbağ (Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Enformatik Enstitüsü Sağlık Bölümü) ve Dr. Selvi Durmuş Erim (İstinye Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı) 2018’in “Bilim Kadını” olarak ödül almaya hak kazandı. Bu yıl Paris’te düzenlenecek ödül töreninde Türkiye’yi, “Uluslararası Yükselen Yetenek” seçilen Doç. Dr. Duygu Sağ temsil edecek. Bu ödüle önceki yıllarda da Doç. Dr. Bilge Demirköz, Doç. Dr. Ahu Arslan Yıldız layık görülmüştü.

Diyanet İşleri Başkanlığı açıkladı; 4 – 6 yaş grubunda Kuran-ı Kerim’i ezberlemek üzere hafızlık eğitimi veren kurslara devam eden 140 bin çocuğumuz varmış. Mevcut belgeli hafız sayısının 150 bin civarında olduğunu hesaba katarsak, bu sayı hiç de az değil.

Eğitim iştahını bilimsel çalışmalarda da gösterebiliriz. Zor değil, yeter ki ulusal kalkınma stratejisini “bilim üretenler” üzerine kuralım…

Şişli’nin Kızları Ses Veriyor: “Kızlar Utanç Değil, Gururdur

Dünya Kız Çocukları Günü kapsamında Şişli’nin kızlarıyla bir araya geldik. Bilim Evleri’ne devam eden 20 kız, ailelerinde, okulda, sokakta yaşadıkları zorlukları, ayrımcı bakış açısını dile getirdi ve haklarına sahip çıkmak için dileklerini aktardı. İşte kendi cümleleriyle sıkıntıları ve talepleri!

 

  • Bizi erkeklerle kıyaslıyorlar.
  • Bizimle ilgili kararlarda bize danışmıyorlar.
  • Dışarı çıkmamızı, sokağa çıkmamızı engelliyorlar.
  • Kendimizi koruyup kollayamayacağımızı sanıyorlar.
  • Sürekli, kız olduğumuz için neleri yapamayacağımızı sıralıyorlar.
  • Dinozorlarla, oyuncak arabayla oynamamızı engelliyorlar. Bebeklerle oynamak şartmış gibi…
  • Erkeklerin üstüne daha çok düşüyor; onları, başarılı olmaları için daha çok destekliyorlar.
  • Ev işleri, yemek hazırlama, kardeş bakımı sanki sadece bizim görevimiz gibi davranıyorlar.
  • Toplumda okula gönderilme ve eğitim hakkının sadece erkeklere ait olduğunu sanıyorlar.
  • Sadece bazı meslekleri kızlar yapabilir gibi davranıyorlar. Pilot olmayı değil, hemşire olmamızı hayal etmemizi istiyorlar. Gelecekle ilgili hayallerimize müdahale ediyorlar.
  • Erkek arkadaşımız olamaz gibi davranıyorlar ama erkeklerin kız arkadaşı olmasını teşvik ediyorlar. Bir erkekle arkadaş olduğumuzda bunu sadece flört ilişkisi olarak değerlendiriyorlar.
  • Kızını döven dizini döver, diye içeriğinde şiddet barındıran bir atasözümüz var. Kızları dövüyorlar.
  • Kıyafetimize, saçımıza, şorta, pantolona, eteğe, ne giyeceğimize, nasıl giyeceğimize, nasıl oturacağımıza, kısacası her şeye karışıyorlar.
  • Ben sana güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum dedikleri zaman bile bize güvenmiyorlar.
  • Erkekler sürekli bizi kas güçleriyle tehdit ediyor.
  • Özgürlük sadece erkeklerin gibi davranıyorlar.
  • Pembeden başka bir renk de sevebileceğimizi düşünmüyorlar.

KIZLAR ÖZGÜRLÜKTEN YANA

  • Beni Barbie’ye mahkum etme!
  • Kızlar oyuncak sadece bebekle değil, dışarda özgürce top oynamak da ister!
  • Kızlar utanç değil, gururdur.
  • Diğer cins yasak cins değildir. Kız çocuklarının arkadaşları erkek de olabilir!
  • Kızlar eve mahkum değildir, özgür olmalıdır.
  • Kollanmaya değil, kararlarımın desteklenmesine ihtiyacım var.
  • Kızlarınızı korumak istiyorsanız spor yapmasını destekleyin. Mesela tekvando, yüzme, futbol, boks…
  • Evi bir tek ben mi dağıttım; temizlik neden sadece kız çocuklarının ve kadınların işi olsun!
  • Kardeş, sadece benim kardeşim değil.

 

Kendimi Koruyorum Haklarımı Koruyorum

Çocuklara yönelik cinsel istismar ve şiddet vakalarına karşı farkındalığın artırılmasını amaçlayan “Çocuk Anlatır Sen Dinle İstismarı Önle” projesinin ikinci etabı başladı. Projenin yeni ayağında çocukların bedensel haklarına dikkat çekilmesi amacıyla hazırlanan “Kendimi Koruyorum Haklarımı Koruyorum” isimli tiyatro oyunuyla çocuklar kadar yetişkinler, ebeveynler, öğretmenler, çocuklarla çalışan tüm kişi ve kurumların bilinçlendirilmesi hedefleniyor.

 

AYDA İKİ DEFA SAHNELENECEK

Şişli Belediyesi Toplumsal Eşitlik Birimi, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği ve çocuk hakları alanında uzman kişiler tarafından oluşturulan oyunda İstanbul Temaşa Tiyatrosu oyuncuları rol alıyor. Cinsel istismar ve şiddete karşı çocuğun haklarını olabildiğince basit ve doğrudan bir ifadeyle anlatmayı hedefleyen oyun, bu konuyu tek başına çocuğun sorumluluğu olarak gören uygulamalara karşı; yetişkinlere, ebeveynlere ve sosyal politikalara çocuğun bedensel haklarını kabul etme, onu bir birey olarak kabul ederek kararlarına saygı duyma ve itirazına kulak verme çağrısında bulunuyor. Çocuklara kendilerini koruyabilecekleri doğru davranışları gündelik pratikleri haline getirmeleri anlatılıyor.

Kendimi Koruyorum Haklarımı Koruyorum adlı oyun, bir yıl boyunca ayda iki defa mahallelerde, belediyeye ait çocuk merkezlerinde, kreşlerde, okullarda ve Şişli’de talep edilen tüm mekânlarda sergilenecek. 25 dakikalık oyun, altı yaş ve üstü tüm gruplar tarafından izlenebiliyor.

 

Çocuk Anlatır Sen Dinle İstismarı Önle

Şişli Belediyesi ve Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği işbirliğiyle başlatılan Çocuk Anlatır Sen Dinle İstismarı Önle projesi, çocuğun bedensel haklarıyla ilgili farkındalık yaratmak amacıyla başlatıldı. Kampanyayla çocukların aslında susmadığı, istismarı kendi dillerinde ifade ettiklerinden dolayı onları iyi dinleyen yetişkinlerin aslında istismarı anlayıp önleyebileceğine dikkat çekiliyor. Kampanyanın 1 Mart – 1 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilen ilk etabında belediyenin çocuklarla temasta bulunan birimlerde çalışan personeline eğitim verildi. Eğitimlerde çocuğun bedensel haklarının neler olduğu, çocuklarla iletişimde nelere dikkat edilmesi gerektiği anlatıldı. Kampanya kapsamında Şişli Belediyesi’ne bağlı gündüz bakımevleri, spor merkezleri, toplum merkezleri, bilim evleri, sağlık kurumları, zabıta ve temizlik işlerinden 500 çalışana eğitim verildi. Şişli sınırları içindeki 2 bin 500 ebeveyne çocuğun bedensel haklarıyla ilgili eğitim seti dağıtıldı. Kampanyanın tiyatro oyunuyla başlayan ikinci etabında 12 bin çocuğa ve bu çocukların ailelerine ulaşılması hedefleniyor.