Mustafa Kemal Samsun’da Kurtuluş ve Devrim

43

Yazı: Kemal Tayfur

İstanbul’un ilk işgali, Mondros Mütarekesi’nin hemen ardından 13 Kasım 1918’de gerçekleşmiş ve İtilaf Devletleri’ne ait gemiler İstanbul’a asker kusmuştu. Ayrıca Fransızlar Antep, Urfa, Maraş ve Adana’ya; İtalyanlar Antalya’ya; İngilizler Gelibolu Yarımadası, Çanakkale, Samsun ve İskenderun’a asker çıkarmışlardı. Aynı gün Adana treninden inip Haydarpaşa’ya ayak basan bir subay, 55 düşman gemisinin Galata rıhtımına kadar yayıldığını görmüş, “Geldikleri gibi giderler!” demişti. O subay, Mustafa Kemal’di. Oysa, Padişah ve hükümeti, İstanbul basını, ay- dınların çoğu, hatta önemli bazı askeri şahsiyetler işgali daha baştan benimsemiş; daha doğrusu boyun eğmişlerdi. Sanılıyordu ki işgal geçicidir. Kısa bir süre sonra işgalin geçici olmadığı apaçık ortaya çıktı. İtilaf devletlerinin teş- viki ve desteğiyle Yunan ordularının İzmir’i işgali ve tüm Batı Anadolu’yu ilhak etmeye kalkışması bile bu zevatı uyandırmaya yetmedi. İşgalin değil, işgale karşı direnişin felaket olacağı savunuluyordu hâlâ. Onlara göre işgalcilerle işbirliği tek ve en geçerli seçenekti.

Mustafa Kemal, İzmir’in işgalinden dört gün sonra 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Çanakkale Savaşları’nda yıldızı parlayan bu genç subayın resmi görevi, Anadolu’daki askeri birlikleri denetlemekti. Gerçek hedefiyse İstanbul’da aylarca süren sonuçsuz çabaların ardından verdiği karar uyarınca işgale karşı milli bir direniş örgütlemekti. Samsun’dan başlayıp Havza, Amasya, Tokat, Sivas üzerinden Erzurum’a uzanan bu tarihsel yolculuk, hem onun, hem milletin kaderini belirledi.

Mustafa Kemal’in Anadolu’daki faaliyetleri İstanbul’da korku ve şüphe uyandırdı. Derhal yetkileri geri alındı. Mustafa Kemal buna askerlikten istifa ederek cevap verdi. Artık ne rütbesi vardı, ne de unvanı. Anadolu’daki direniş onu bu kez sivil bir lider olarak benimsedi. Hü- kümet çevreleri ve İstanbul basını ise direniş hareketini bir zillet, Mustafa Kemal’i de tehlikeli bir maceraperest olarak nitelendirmeye devam etti. “Galip devletlerin merhamet ve atıfetine” sığınmak varken direniş diye tutturan bu “asi”nin katledilmesini istediler. Şeyhülis- lam fetvalarında, Mustafa Kemal ve direnişçiler “ser- gerdeler, şakiler, halifeliğe isyan ederek dinden iman- dan çıkanlar” olarak nitelendi ve “padişahın mülkünde bulunan bütün Müslümanların toplanıp bu eşkıyayı” yok etmesi emredildi.

Hakkında idam kararı verilen Mustafa Kemal ise, kurtuluş hareketini bir halk hareketi olarak örgütledi. Hareketin meşruiyetini “milli irade”ye dayandırdı ve en müşkül anlarda bile bu meşruiyetten taviz vermedi. Erzurum ve Sivas Kongreleri, gerek temsil ve toplanma tarzı, ge- rekse kararları bakımından “gerçekte birer halk meclisi niteliğindeydi”. Milli kurtuluş hareketi başlangıçta sade- ce işgale karşı ortaya çıkmış olsa da, zamanla kendisini ülkedeki kurulu düzene karşı bir devrim hareketi olarak şekillendirdi ve yeni bir yönetimin temellerini attı. Bu devrim, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin toplanmasıyla tarih sahnesine çıktı. Hem işgal devletlerine, hem hükümete, hem de İngilizler ve hükümetin kışkırt- tığı isyanlara karşı birkaç cephede birden savaştı. Dört yıllık mücadele boyunca olgunlaşan “milli egemenlik ve milli devlet” fikrinin doğal sonucu olarak Türkiye’nin bir cumhuriyet olduğu ilan edildi. Kurtuluş çağdaş bir devrimle taçlandı.