Yazı: Selcen Küçüküstel – Antropolog / Fotoğraflar: Nükhet Okutan

Dilbilimciler 1992’de Tevfik Esenç’in sesini almak üzere Hacı Osman Köyü’ne akın ediyordu çünkü Esenç Kuzeybatı Kafkaslarda konuşulan Ubıhça’nın bilinen son konuşanıydı. Esenç’in ölümüyle Ubıhça da soyu tükenmiş diller listesine katıldı. Tevfik Esenç kendi toplumunda tek başına üstlendiği, yaşayan bir dilin son temsilcisi olma görevini dünyanın farklı yerlerindeki birçok insanla paylaşıyordu aslında. Kuzey Amerika yerli dillerinden Kupenyo dilinin son konuşanı Roscinda Nolasquez 1987’de 94 yaşında, Vapo dilinin son konuşucularından Laura Somersal da 1990’da ölmüşlerdi. Ölümler tehlikenin boyutlarını anlamaya yetmemişti.

ÇOKDİ­LLİ­L­İĞİ­N SONU

Bilinen dillerin yaklaşık yarısı son 500 yıl içinde ortadan kalktı. Dilbilimciler bugün yeryüzünde 5 bin ile 6 bin 700 arası dil bulunduğunu hesaplıyor. Bunların en az yarısı, belki de daha çoğu gelecek yüzyıl içinde ortadan kalkmış olacak. Avustralya’da, Avrupalılarla ilişkiye girilmeden önce belki 250’den fazla dil vardı. Şu an 50’den azı konuşuluyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin kapladığı alanda, Kristof Kolomb’un ayak bastığı tarihte konuşulan tahmini 300 dilden bugün yalnızca 175’i konuşuluyor. Ancak bunlar da zar zor varlığını devam ettirebiliyor.

 

HER D­İL B­İLGİ TAŞIR

Her dil, kendi içindeki sözcükler, deyişler, atasözleri ve masallarla bin yıllardır biriktirilmiş çok değerli bilgileri taşır. Bir dilin ölmesiyle sadece sözcükler değil, bir yaşam biçimi ortadan kalkar. Örneğin Kuzey Kutup Bölgesi’nde yaşayan İnuitler, soğuk iklimde sağ kalma yolları geliştirmek zorunda. Dolayısıyla insanın, köpeğin ya da bir kanonun ağırlığını hangi çeşit buz ve karın taşıyacağı, İnuitlerin hayatta kalması için çok önemli bir bilgidir ve kar çeşitlerinin her birine ayrı isim verilmiştir. Büyük Okyanus’ta yaşayan Palaulu geleneksel balıkçılar 300’den fazla değişik balık türünü adlandırabilir. Brezilya’da yaşayan Kayapolar, belki de dünyadaki en iyi arı gözleyicileridir. Yaklaşık 56 arı türünü uçuş şekilleri, davranışları, sesleri, şekilleri, izleri, kovanlarının şekli, ballarının miktarı ve kalitesi, larvalarının yenip yenemeyeceği ve hatta kokularına göre 15 aileye ayırarak tanımlayabilirler! Bugün İnuitlerden, Palaululardan ve Kayapolardan öğrenecek çok şey var. Ancak diller yok olurken bilgi de unutuluyor…

 

YERYÜZÜNDEKİ­ Dİ­L SAYISI

Yeryüzündeki dillerin sayısını kesin olarak söylemek zor. Ancak dil çeşitliliği dağılımının eşit olarak bölünmediğini söyleyebiliriz. Dünya üzerindeki ülke sayısının yaklaşık 25-30 katı kadar dil vardır ki bu çokdilliliğin bütün ülkelerde olduğunu gösterir. Ancak resmi dillerin sayısı oldukça az ve bu dillerin sayısı 100’ü geçmez. Örneğin İngilizce, Birleşmiş Milletler’in tanıdığı 185 ulusal devletin 60’ından çoğunda resmi dildir. Demek ki, dünya dillerinin çoğu yazısızdır ve resmen tanınmamış; sadece yerel topluluklarda ve ev içi kullanımla sınırlı kalmışlardır.

Dünya dillerinin yüzde 85’inin konuşucu sayısı 100 binin altında. Dil yoğunluğu ve sayısının iki büyük kuşak çevresinde toplandığını görebiliriz: Batı Afrika kıyısından başlayıp Kongo Havzası üzerinden geçerek Doğu Afrika’ya ulaşan kuşakla, Güney Hindistan’dan başlayarak Endonezya, Yeni Gine ve Büyük Okyanus adalarına uzanan diğer bir kuşak. Dillerin çoğu bu iki kuşaktaki 17 ülke arasında bulunuyor. 137 dil ile Malezya, 380 dil ile Hindistan, 670 dil ile Endonezya, 270 dil ile Kamerun bunlardan bazıları. Papua Yeni Gine ise bilinen 860 dil ile en çok dile sahip ülke rekorunu elinde tutmakta. Diğer üç dev olan Avustralya, Meksika ve Brezilya’yı da eklersek, bilinen bütün dillerin yüzde 70’inden fazlası sadece 20 ülkede konuşulmakta.

 

D­İLLER­İN YOK OLUŞU

Dilleri kurtarmak için geleneksel bilgiye değer vermeli ve çeşitliliğin açtığı kapıları görmeliyiz. Yerli halkın kendi dillerini konuşması bu dilleri korumanın tek çözümü. Yok olan her dil, dünyamızın ve yüreğimizin kapanan kapılarından biridir.